Ne varsa, yine avukatlarda var! (mı acaba)

Sivas ve Başbağlar olayları, üç gün ara ile yaşanan iki ayrı dram..

2 Temmuz 1993'de Sivas'ta yaşanılan olayın hemen ardından.

5 Temmuz 1993'de, Başbağlar'a gelen eli kanlı teröristler, Sivas'ta ölenlerin intikamını aldıklarını açıklayarak, aynı sayıda insanı öldürdüler..

Defalarca yazdım..

Sivas'ta tek bir silah yok.

Başbağlar'da 50'den fazla terörist ve her birinin elinde silah var..

Sivas'ta suçlu tek kişi.. Oteli yakan.. O yakalanmadı. Ama onun dışında onlarca insan idam cezasına çarptırıldı.. Teröristbaşı Apo'nun bile 25 yılda cezaevinden çıkarılması için TSK'dan emekli olmuş bazı subayların açıklamalar yaptığı bu ülkede, sadece gösteri yaptıkları için, olayın üzerinden 31 yıl geçmiş olmasına rağmen, bugün hâlâ Sivas olayından dolayı cezaevinde olan insanlar var..

Başbağlar'da onlarca suçlu var.. Kilometrelerce yürüyerek, ellerindeki silahla, tam da katliam yapma niyeti ile, planlı olarak işlenen cinayet sözkonusu.. Hiçbirisi yakalanmadı. Hiç kimse cezaevinde değil..

Ceza hukukunda genel kuraldır.. Suçun işlendiği yer mahkemesi yetkilidir..

Ama her iki olay da, yaşanılan ilin dışındaki yerlerdeki mahkemelerde yargılamaları yapıldı.

Sivas davası, bilinçli olarak Ankara'ya getirildi. Ki, sanıklar daha fazla ceza verilsin.. Dosyanın birileri tarafından etkilenmesi kolay olsun..

Başbağlar davası İzmir'e taşındı.. Ki, mağdurlar dosyayı takip edemesin..

Her iki olay tarihinde de, üç gün ara ile yaşanması bir yana, hükümette CHP (O tarihte SHP) vardı. Adalet Bakanı Seyfi Oktay dede idi..

Sivas davasında, şüpheli olarak gösterilen kişilerin mezarları bile açılıp, "Gerçekten ölen kişi, bu kişi mi Yoksa, yakalama kararını kaldırtmak için, başka birisi öldüğü halde, Sivas şüphelisi öldü diyerek, dosya kapatılmak mı isteniyor" denilerek mezarda bile insanlar rahatsız edildi..

Başbağlar katliamı için, hayatta iken yargılanan yok ki, mezarı da açılsın..

Daha onlarca açıdan bu iki olayı kıyaslamak mümkün.

Acıları yarıştırmak için değil.

Acıların nasıl vicdansızca istismar edildiğini.

Bir dosyada insan hayatına değer verir gibi kendilerini tanıtan kişilerin, silahsız işlenmiş ölüme sebebiyet vermeyi kınarlarken, diğer dosyada eli silahlı katiller sürüsünü nasıl görmezden geldiklerini, hatta zaman zaman savunduklarını ispatlamak için hatırlatıyorum..

Ve bu iki olay üzerinden..

Sivil toplum kuruluşu olarak kendilerini tanıtan.

Hatta kamu tarafları da bulunan odaların yönetimindekilerin, nasıl vicdansızca tarafgirlik yaptıklarını gözler önüne sermek için söylüyorum..

Dünkü yazımda, Alpay Azap üzerinden, Türk Tabipleri Briliği'nin, Sivas olayı sebebi ile kınama mesajı yayınladıkları halde, hemen üç gün sonraki Başbağlar katliamını görmezden geldiklerini ve iki satırlık kınama mesajını çok gördüklerini hatırlatmıştım.

Diğer odaları masaya yatırmamız gerekirse.

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nin internet sitesinde de, Türk Tabipleri Birliği'nin ikircikli tavrı aynen tekrarlanmış..

TMMOB da, 2 Temmuz yıldönümü sebebi ile, bir kınama mesajı yayınlamışlar..

Mesajda, "KAÇ YIL GEÇERSE GEÇSİN SİVAS KATLİAMINI UNUTMAYACAĞIZ!" demişler..

Unutmayın. Unutmayalım..

Peki ya Başbağlar

Tek kelime edebilir misiniz, Başbağlar hakkında..

Etmezsiniz. Edemezsiniz.

Çünkü katiller, PKK'lı teröristler..

Dindar insanları suçlayabilecek, küçücük bir tartışmalı olayı, hemen istismar edip, kininizi nefretinizi ortaya döküyorsunuz.

Ama..

Eli kanlı teröristlere sıra gelince.

Ortalıktan toz oluyorsunuz.

Sivas'ı anıyorsunuz..

Başbağlar'da ortalıktan toz oluyorsunuz..

Şimdi söyler misiniz..

Bu mantıktaki mimarların, mühendislerin bu ülkeye gerçekten hizmet etme niyetinde olduklarına inanabilir misiniz

Bunların yaptıkları çalışmaları, gerçekten bilimin ışığında icra ettiklerine nasıl güveneceğiz