Cumhuriyet gazetesinin manşeti şöyle idi:
"Duyan var, gören yok"..
Karar gazetesi ise şöyle başlık atmış:
"Gizli tanık fiyaskosu"..
Sözcü gazetesi mi
"Aktaş'ın gizli tanığı XYZ49QP böyle dedi: Elimde delil yok, kulağıma geldi."
Milli Gazete, "Bir de savunacak halimiz yok. Rezilliklerini yazmamamız bile, Ekrem İmamoğlu'na destektir" diyerek, topa girmemiş.
Yeni Asya'nın da tercihi, "Dilsiz şeytan olmak yeterli. Yazmayalım, Ekrem bey bundan istifade etsin. Yazarsak, hepten rezil oluruz" noktasında..
Şimdi sıkı durun..
Dün sabah Akit TV'deki Manşetlerin Dili programında, Adem Soytekin'in ifadesini okumalarını önerdim.
Oysa, o saatte henüz Adem Soytekin ifade vermeye başlamamıştı.
Ama olayların göbeğindeki bir adam..
Köydeki eşeği ile geçirdiği vakti anlatarak savunma yapmış rolüne bürünmedikten sonra..
Eli mahkum, gerçekleri anlattığında, Ekrem İmamoğlu da rezil olacaktı.
Onu destekleyen gazeteler de.
Nitekim öyle oldu..
Adem Soytekin konuşmaya başladı..
Heeeyyy. Sadece Karar'ın yönetimi değil.
Karar'da yazan Ahmet Taşgetiren de duysun..
Adını bile bilmiyorum, Macaristan'daki Orban'ın partisinin il başkanı, tam kaçacak iken havalimanında yakalanmış. Öyle diyor Karar gazetesi.. On tane suç isnad ederek yazmışlar, net olarak da, "kaçarken yakalandı" diyerek..
Havalimanından bir insan nasıl kaçabilecek ise..
Lekelenmeme hakkı unutulmuş.
Masumiyet karinesi de unutulmuş.
Tekrar söylüyorum, benim için Macaristan'daki adamların yolsuzluk yapıp yapmadığı birinci konu değil..
Ben ilkesizliği hatırlatıyorum.
Türkiye'de yolsuzluk yapanlara, sırf yandaşları olduğu için "lekelenmeme hakkı" tanıyan, "masumiyet karinesi"nden yararlandıranlar.
Macaristan'da ise, gözaltına alınıp alınmadığı bile belli olmayan birisi için, nasıl da cesur şekilde suçlamalar yapmışlar, buradaki ilkesizliği hatırlatıyorum..
Dönüyorum, bizi esas ilgilendiren Türkiye'deki yolsuzluklara..
Hafız Mehmet Ocaktan'a da hatırlatıyorum. Babası imam olan Yusuf Ziya Cömert'e de. Kendisi de müftü olan Mustafa Çağrıcı'ya da..
Buyrun, gizli tanığı boşverdik.
"Görmedim, duydum" mavallarını boşverdik..
Olayların tam göbeğindeki Adem Soytekin'in, mahkeme huzurunda, hem de Ekrem İmamoğlu'nun kös kös dinlediği ortamda sarfettiği sözleri aktarıyorum. Adem Soytekin konuşuyor:
"Eylem 28, KİPTAŞ Yeşilpınar Evleri. (..) 2022 yılının başlarında KİPTAŞ Yeşilpınar Evleri Yerinde Dönüşüm Projesi'nde müteahhit payına düşen 352 dairenin 300 tanesinin satışları yapıldı ve peşinatlar KİPTAŞ'ın hesabında toplandı. Her ne kadar bu daireler müteahhit payı olsa da bütün satışlar KİPTAŞ üzerinden yapılırdı ve KİPTAŞ'ın onayına tabiydi. Bu süreçte bu satışlardan toplanan paranın müteahhitlere aktarılması noktasında dönemin KİPTAŞ Genel Müdürü Ali Kurt, bizden 500 bin dolar para istemiştir."
Durun heyecanlanmayın Ahmet Taşgetiren bey, Yusuf Ziya Cömert bey, Mehmet Ocaktan bey.. Akif Beki bey..
"İstemiş ise istemiş. İstemekle suç oluşmaz" muhabbetine hiç kalkışmayın..
İstemek de suçtur, suçun teşebbüs halidir ama..
Olay burada kalmıyor..
Devam ediyor Soytekin:
"O süreçte benim kasamda bu miktarda hazır nakit bulunmaması sebebiyle şirket çalışanlarımdan Altan Gözcü'yü aynı projede ve birçok projede ortağım olan Erdal Tokmakçı'ya gönderdim. 400 bin dolar, 400 bin dolarını oradan aldırdım. Üstüne kendim tamamladım ve Murat Erenler aracılığıyla Ali Kurt'a ulaştırdım."
Haydi bakalım çocuklar.
Hep bir ağızdan tekrarlayalım..
"Duydum mu demiş"
Cumhuriyet gazetesindeki arkadaşlara özellikle soralım: "Soytekin ne diyor 'Görmedim' mi diyor"
"Ulaştırdım" diyor..
Tamam mıyız arkadaşlar..

4