Dün seçilmişlere, bugün yargıya parmak sallayan gazeteciler

Dün seçilmişlere, bugün yargıya parmak sallayan gazeteciler
ALİ KARAHASANOĞLU

Cem Uzan'ın sadece gazetecisi değil, gazetesi bile vardı. Gazetesinde onlarca yazar ve muhabiri vardı...

Televizyonu bile vardı.

Saygı Öztürk'ler, Uğur Dündar'lar, Fatih Çekirge'ler, Yaşar Nuri Öztürk'ler...

Ekrem İmamoğlu suç örgütüne de bir yıl daha geç kalınsaydı, onun da televizyonu, gazetesi olacaktı.

Fonlanan gazeteleri, televizyonları demiyorum.

Birebir sahibi olacağı gazete ve televizyondan bahsediyorum.

Ona yakın ulusal kanal, yine benzer sayıda gazete, onlarca internet sitesi; "Tuvalet terliği olsa ona oy veririz. CHP bok koysun, onu destekleriz," diyenleri savunan yayınlarla karşımıza zaten çıkıyorlar.

Bir de kendilerini bağımsız gazeteci diye tanıtan ama soyadlarına baktığınızda hemen CHP kökenini anlayacağınız isimler var.

Ben bir tanesini söyleyeyim; siz gerisini de tahmin edin:

Hilmi Hacaloğlu.

28 Şubat sürecini hatırlayanlardan Algan Hacaloğlu'nu tanımayanınız yoktur.

İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanlığı yapmıştı. Kendi döneminde de faili meçhuller var ama öncesindeki faili meçhul cinayetlerle ilgili gram niteliğinde insan haklarına hizmet etmemiş bir isim.

Ama İzmir'de bir okulu ziyaret ettiğinde, mescit olarak kullanılan küçücük odadaki hasırları görünce "Bunlar ne" diye itiraz eden (bazı görgü şahitlerine göre hasırların üzerine basan), sonrasında "Ben oranın mescit olduğunu anlamamıştım," diye kendisini savunan bir siyasetçi.

Yeğeni ne olsun

Dün Silivri duruşmalarını izlerken yeğen Hilmi anlatıyor:

"Binaya girişte beklenen bir alan var; orada sigara da içiliyor. Az evvel bir jandarma geldi; 'Bundan sonra buraya çıkmak yasak, içeride sigara odası var,' dedi. Ben de 'Temiz hava almak da mı yasak' diye sordum. Başını iki yana salladı, 'Talimat var. Öyle kafaya göre gir çık yasak, düzen bozuluyor,' diye yanıtladı."

Ramazan günü sigara içiyorsun.

Bir de kör gözüme parmak batırırcasına tam giriş alanında, herkese göstere göstere, belki onların da sigara dumanını içlerine çekmeleri için (açık alan diye belirtmiş olsa da giriş kapısı olduğuna göre bir yoğunluk yaşanan yerden bahsediyoruz) içmek istiyorsun.

Amca ne idi ki yeğen ne olsun

Ama kendilerini bağımsız, objektif gazeteciler; herkese eşit mesafede meslek mensupları diye tanıtmıyorlar mı

İşte orada sinirler zirve yapıyor.

Açık açık söyleyin: "Biz CHP'liyiz. Bize dindar bir siyasetçi karşısında tuvalet terliği gösterin, biz ona oy veririz. Gazeteciliği de bu kısır mantıkla yaparız. Tuvalet terliğinin güzelliği üzerine destanlar yazarız," deyin.

Biz de sizi es geçelim.

Ama öyle güzel, süslü cümleler kuruyorlar ki...

Öyle tarafsızlık söylemleri geliştiriyorlar ki...

O arada da çaktırmadan zehri enjekte ediyorlar.

Önceki gün Turan Taşkın Özer'in sanık avukatı olmadığı hâlde, Ekrem İmamoğlu suç örgütünün yolsuzluk davasında cübbeli olarak avukatların bulunduğu bölümde oturmak istemesi tartışmaya sebep olmuştu.

Hilmi Hacaloğlu da bağımsız ve objektif gazeteci ya; sanık Ekrem avukatlarından Fikret İlkiz'e durumu sormuştu.

Fikret İlkiz bilmez mi: "Savunma avukatlarının arasına cübbe giymiş bir ilgisiz avukat durabilir mi"

Avukatlık Kanunu, milletvekilliği sırasında mesleğin yapılamayacağını emrediyor.

Milletvekillerinin yapamayacağı işleri düzenleyen kanun; özellikle irtikap suçunu da sayarak devletin şahsiyetine karşı işlenmiş suçlarda milletvekilinin asla vekil olamayacağını belirtiyor.

Olsun.

O kurallar solcu elitler için getirilmemiş.

O kurallar (saygısızlık amacım yok, onların düşüncelerini aktarıyorum) ayak takımı için geçerli.

Fikret İlkiz de bu kanun maddelerini bilir, bilmesine de...

Cin olmadan adam çarpmak için, bilgiç pozlarında sözleri ile avukatı olduğu Ekrem İmamoğlu'na zaman kazandırma amacına matuf olarak duruşmaları yaymak, kamuoyunun dikkatini Ekrem İmamoğlu ifade verinceye kadar davadan uzaklaştırmak için bildiklerini de söylemiyorlar, bilmediklerini de gizliyorlar.

Avukatları da öyle, gazetecileri de öyle.

"Sıkıyönetim mahkemelerinde bile avukatlık yaptım," deyip Silivri duruşmalarındaki gibi gazetecilerin yerini değiştirme uygulamasını görmediğini öne sürüyor Fikret İlkiz.

Yanlış okumuyorsunuz; bu avukat efendi, gazetelerin kapatıldığı sıkıyönetim döneminden bahsediyor.

Sanıkların işkencehanelerden duruşmaya getirildiği günlerden bahsediyor.