CHP iktidarında, İslam NATO'su kurulur mu

Saadet Partisi'nin CHP ile ittifakı mecburiyet değilse, Erbakan'ın İslam NATO hayali bu koalisyonda nasıl gerçekleşecek?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 1974 CHP-MSP koalisyonunun Demirel'in kumpası nedeniyle zorunlu olduğunu, ancak bugünkü SP-CHP ittifakının hiçbir mecburiyeti olmadığını ve bunun stratejik bir hataya işaret ettiğini savunuyor. Erbakan'ın İslam NATO'su, D-8 ve İslam ortak pazarı gibi hayallerinin gerçekleşme ihtimalinin AK Parti iktidarında daha yüksek olduğunu ileri sürüyor. Peki, siyasi müttefikler değişse de ideolojik hedeflerin gerçekleştirilme kapasitesi gerçekten bu kadar farklı mıdır?

İsmail Müftüoğlu ağabey de böyle bir değerlendirme yapmadı.

Ama "Ecevit'in Başbakanlığında ben bakanlık yapmam" diyen bir veya birden fazla ismin MSP'de bulunmasını, ben olması gereken bir dik duruş olarak yorumluyorum.

Ve; MSP'nin o tarihte CHP ile koalisyon hükümeti kurmasını da bir mecburiyet olarak görüyorum.

Düşünsenize, 1973 seçimlerinde MSP 48 milletvekili kazanmış, ancak hiçbiri siyasi parti tek başına hükümet kurabilecek sayıya ulaşamamıştı.

Adalet Partisi Genel Başkanı Süleyman Demirel, adeta küsüp kenara çekilen çocuklar gibi, ve daha önemlisi kendi tabanındaki dindar oyların MSP'ye bir sonraki seçimde gitmemesi için ülkenin hükümetsiz kalması ihanetine de imza atarak, "millet bize muhalefet görevi verdi" demiş ve MSP ile hükümet kurmayı reddetmişti.

Tilkilik çok net.

Tabanları birbirine biraz daha yakın olan AP ile MSP'nin hükümet kurmaması, başka bir hükümet alternatifini de ortadan kaldırıyor, zorunlu olarak erken seçime gidileceği planları yapılıyordu.

Öyle ya dindar insanların bulunduğu MSP, dindar karşıtı CHP ile hükümet kurmayacağına göre, AP de kenarda durma kararı verdiğine göre, başka hiçbir hükümet şekli mümkün değildi.

Çözüm erken seçimdi.

Erken seçimde de Demirel'in planı şu söylemin üzerine kurulacaktı: "Dindar kardeşlerim, MSP'ye oy verdiniz, AP'nin milletvekili sayısı tek başına hükümet kurmaya yetmedi. Ülke hükümetsiz kaldı. Şimdi MSP yerine AP'ye oylarınızı verirseniz, hükümetsiz kalmayız."

Böylece, MSP'nin girdiği ilk seçimde aldığı 48 milletvekili, ülkenin hükümetsiz kalmasıyla, adeta kendisinin de sonunu getirecekti.

İsmail Müftüoğlu'nun bireysel olarak Bülent Ecevit'in Başbakanlığı'ndaki Bakanlar Kurulu'nda görev almak istememesi ne kadar önemliyse, MSP'nin kendisinin sonu anlamına gelecek olan erken seçimi önlemek için CHP ile koalisyon hükümeti kurması da o kadar siyasi bir dehanın parti yönetiminde olduğunun ispatı idi.

MSP'nin CHP ile koalisyon hükümeti kurması, partiye yönelik Demirel'in kumpasının yırtılıp atılması anlamına geliyordu.

Ama bugünlerde, Tayyip Erdoğan'ın bütün fedakarca yaklaşımlarına rağmen, "gelin birlikte hareket edelim" çağrılarına rağmen, AK PARTİ ile ittifak yapacağına, CHP ile ittifak yapan Saadet Partisi'nin, kendisine 1974 CHP-MSP koalisyonunu örnek alması, elma ile armudun karıştırılmasından başka bir şey değildir.

CHP-MSP koalisyonuna, Adalet Partisi mecbur bırakmıştır.

Bugünkü CHP-SP ittifakı'na ise, hiçbir mecburiyet yoktur.

Tam aksine, SPnin AK PARTİ ile ittifak yapması kendi tabanında da memnuniyetle karşılanacaktır.

İsmail Müftüoğlu ağabeyin hatıraları içerisindeki, Mustafa Kemal ile Of'lu bir hocamızın sohbeti de çok önemliydi.

Hocamız sarığı ile Mustafa Kemal'in odasına giriyor.

Mustafa Kemal, hocamıza fötr şapkayı takıyor ve soruyor: sen şimdi gavur mu oldun.

Hocamız cevap veriyor: "hayır."

Mustafa Kemal, fötr şapkayı kendi kafasına geçiriyor ve hocaya soruyor: "ben şimdi gavur mu oldum."

Biliyorum Atatürkçüler şimdi hop oturup hop kalkıyorlar.

Belki hocanın verdiği cevabı okuduklarında, tarihi bir gerçek aktarılmış olmasına rağmen, hemen mahkemelere koşup "cezalandırın şunları" da diyeceklerdir.

Ama Atatürkçülerden daha çok, bu konuyu ibret vesilesi yapması gerekenler, bence Saadet Partililer.

Çünkü Saadet Partililerin hareket tarzını Of'lu hocamız, Mustafa Kemal'e verdiği cevapla, 100 yıl öncesinden bugüne gönderme yapmış oluyor: "Evet sen gavur olursun."

Oflu hocamız, kendi kafasına şapka takıldığında gavur olmadığı halde, karşısındaki taktığında niçin farklı bir neticeye gittiğini de şöyle izah ediyor: "ben şapkayı kendi rızamla takmadım. Dolayısıyla ben şapka takmakla gavur olmadım. Ama siz kendi rızanızla o şapkayı taktınız, dolayısıyla hüküm de değişti."

Saadet Partililer bu ibretlik olayı tekrar tekrar irdelemeli ve yorumlamalıdırlar.

Şöyle ki;

1974 yılındaki CHP-MSP koalisyonu bir mecburiyetti.

MSP'nin ilk tercihi, tabanları birbirine benzeyen Adalet Partisi ile hükümet kurmaktı. Ama Adalet Partisi adeta MSP'yi yok etmek için, "millet bize muhalefet görevi verdi" deyip, MSP'yi CHP ile hükümet kurmaya mecbur bırakmıştı. MSP, din karşıtı bir parti ile hükümet kurduğu taktirde de tabandan büyük bir tepki alacaktı.

Millet, kimseyi tek başına hükümet kuracak sayıya getirmediğine göre, hepsine aslında muhalefet görevi vermiş oldu. Bu durumda hiç kimse hükümet kurmayacak mı

Demirel'in o absürt ve tilkice yorumu, MSP'yi CHP ile koalisyon hükümeti kurmaya mecbur etmesi, Of'lu hocanın kafasına zorla şapka geçirilmesine benzemiyor mu

Dolayısıyla nasıl ki Of'lu hocamız kafasına rızası dışında geçirilen şapkadan dolayı kendisine bir vebal düşmeyeceğini söylüyorsa.

MSP'nin o tarihte CHP ile hükümet kurmasının da, Erbakan açısından bir vebali yoktu.

Ama bugün, kimse Saadet Partisi'ni yok etmek için, CHP'nin yanına itmiyor.

Tam aksine Tayyip Erdoğan, Saadet Partisi ile ittifak yapmak için yetkili isimlere defalarca vazife verdi, görüşmeler yaptırdı.