Bu iftirayı pervasızca atanın yeri cezaevi değil mi

Bu iftirayı pervasızca atanın yeri cezaevi değil mi

ALİ KARAHASANOĞLU

SDG beyaz bayrak çekmiş..

Beklenen gelişme..

ABD, SDG'nin görev süresinin dolduğunu belirtip, sırtını dönmüş.

Her zamanki kullan, at taktiği.

SDG, ABD ve diğer batılı devletleri kendilerine ihanet etmekle suçlamış.

Ne umuyorlardı ki

Suriye Ordusu karşısında, SDG bir varlık gösteremiyormuş..

Ulusalcı emekli generaller, amiraller düşünsün, biz de zaten böyle olacağını tahmin ediyorduk..

SDG geri çekildikçe, Kandil'den cayırtı gelmeye başlamış: "Kürtlere soykırım uygulanıyor"

Her zamanki boş muhabbet, tencere tava, aynı hava.. Biz SDG'lilerin kum torbalarını yığdığı camilerdeki tahribatı gösteriyoruz, sivillerin kullandıkları köprülerin nasıl; patlatıldığının görüntülerini gösteriyoruz, kaçan veya etkisiz hale getirilen SDG'li keskin nişancıların silahlarını gösteriyoruz, ama onlar sivillerin öldürüldüğüne dair bir video gösteremiyorlar..

Gündem yoğun.

Gündem SDG üzerine kurulu..

Yıllardır şehir efsanesi haline getirdikleri SDG'nin beyaz bayrak çekmesi gündemin birinci ana konusu..

Ama hazır SDG'nin kendisini feshetmesi için, son olarak 4 gün süre verilmesinden istifade edelim..

Süre dolduktan sonra da bu konuya ömrümüz var ise dönebileceğimizi hatırlatıp, SDG'yi erteleyip..

Yıllarca FETÖ'nün yayın organlarında yazarlık yapmış, televizyon programlarına konuşmacı olarak katılmış Ahmet Turan Alkan'ın vefatından bahsedelim..

Nasıl bir kin ile, nasıl bir nefret ile, Tayyip Erdoğan düşmanlığı yapıyordu..

15 Temmuz hain darbe girişimine kadar, nefretini dökmeye devam etti..

Darbe ile birlikte gözaltına alınıp, tutuklananlar listesinde Turan Alkan da vardı..

2 yıl cezaevinde kaldı..

Yargılandı, ceza aldı, tahliye oldu. Yargıtay hakkındaki kararı bozdu, yeniden yargılandı, sembolik bir ceza ile dosya kapandı..

5 Ocak 2021'de, Ali Bulaç'ın yapamadağını, Eser Karakaş'ın yapamadığını, Şahin Alpay'ın, Mehmet Altan'ın, Ahmet Altan'ın, Mümtazer Türköne'nin yapamadığını yaptı ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli'den helallik istedi..

O yazısından net bazı bölümleri de aktarayım.

Yazısının başlığı, "Çok şey mi istiyor".

Yazarlığını yaptığı Zaman gazetesinden bakış ile, FETÖ'yü anlattığı yazısından, dikkat çeken bölümlerden birisi şöyle:

"Kurduğu 'imam ve ağabey' tipi örtük yapılanma ile dışarıya karşı masum bir STK görüntüsü vermeye gayret ederken aynı anda devletin her kurumunda, her okulda, her şehir ve kazasında örgütlendi. İş dünyasındaki muhibleri aracılığı ile sanayi yatırımlarına, bankacılığa, yurt ve dershane işletmeciliğine, eğitim sektörüne, hatta nakliyeciliğe kadar uzandı. Kontrolsüz büyümenin mahzurlarını ise devlet içindeki yetiştirilmiş kadroları aracılığı ile önlemeyi hesaplamışlardı."

Turan Alkan'ın, sıradan bir güç zehirlenmesi gibi tanımlama yaptığını sanmayın..

Yazının devamı da var:

"15 Temmuz Darbesi, 'ya devlet başa, ya kuzgun leşe' hamlesiydi!.. Devlet, egemenlik haklarını çiğnetmedi ve korudu. Darbeyi milli güçlerin de katkısıyla bastırdı; örgütün yurtiçi yapısını dağıttı ve yurtdışındakileri de kriminalize hale getirdi."

Belki şu bölüm daha önemli, belki gençlere de, hatta hala ayak sürten Ali Bulaç'a, Mümtazer Türköne'ye de ders verecek nitelikte..

"Bütün enerjisini gündelik yazılarına yoğunlaştıran bir gazete yazarı olarak devletin valilerine birer koçan makbuz verip iş adamlarından himmet toplatan ve toplanan paraları örtülü maksatları için keyfi tarzda harcayan bu örgütün gerçek yapısını bilemezdim.(..) Öteden beri şahsi fikir çizgisini savunup, bütün siyasi odaklardan aynı derecede uzak kalmaya itina ettiğim için gazete yazılarımın, örgütün amaçlarına denk düşebileceğini hiç aklıma getirmedim."

Dünya çapında bir örgüt için, bunları yazmak dahi, bir cesaret..

Ve A. Turan Alkan, bu satırları yazmış..

Hani tutukluluğu sürerken bunları yazmış olur, "Tahliye olmak için" dersiniz..

Hayır, tahliye olduktan 3 yıl sonraki bir yazısından, bu cümleler..

Hayır, Turan Alkan'ın vefatı sonrasında, onun pişmanlığını aktarıp, konuyu kapatmayacağım..

Bu konuyu yazmaya beni iten esas sebep, bambaşka..

Yaşayan ölüler, iftiraya hala devam eden, yalan söylemeyi adet haline getiren menfaat perestler, benim esas derdim..

Somut örnek:

FETÖ'nün CIA kuklası olduğunu, hala kabullenemeyenler var da..

Turan Alkan'ın pişmanlığını bu sebeple görmezden gelip, kendisini Zaman gazetesi yazarı olarak anıp, rahmet dileyenler var da..