O reklamı yolsuzluklarınızı savunduğu için ilgili gazetelere verip, belediyenin paralarını saçacağınıza, o metro hattının bir metresini yapsaydınız da, gerçekten İstanbullular için çalışmış olsaydınız..
Şu sorgulamayı da yapalım..
İBB, Akit'e ve İBB'deki iddianameye geçmiş yolsuzlukları haberleştiren gazetelere aynı reklamı vermiyor da, yolsuzluktan tutuklu Ekrem İmamoğlu'nun şov niteliğindeki açıklamalarını birinci sayfasından veren ve onun mağdur edildiğini iddia eden gazetelere niye veriyor
Not ediniz lütfen.
Bugüne kadar soruşturulmamış olabilir..
Bugüne kadar bu konuda bir boşluk oluşmuş olabilir.
Ama yarın bir savcı, bunu sorgularsa, kimse "Üç ay sonra mı, beş ay sonra mı aklınıza geldi" demesin..
Yapılan hokkabazlıktır.
Yapılan belediye parası ile yolsuzluğun savunulmasıdır.
O reklamları alan gazetelere de hatırlatıyorum.
O reklamları veren İBB yetkililerine de hatırlatıyorum. Aracılık eden reklam ajanslarına da hatırlatıyorum.
Sizler, yolsuzluk sebebi ile tutuklu olan Erem İmamoğlu'nun yediği haltları ifşa etti diye, bazı gazeteleri kenarda tutup, milyarlarca liralık rüşvetten yargılanan adamın avukatlığına soyunan gazetelere belediye kasasından reklam dağıtırsanız.. Net olarak söylüyorum, bu suçtur.. Bunun hesabı bir gün sorulur..
Kimse, işlediği hırsızlıkların savunmasını, kamu parası ile medya organlarına yaptıramaz.. Yaptırırsa, hem kendisi, hem de o medya organları bunun hesabını verir..
Diyecekler ki, "Ekrem İmamoğlu hakkında henüz bir kesinleşmiş yolsuzluk kararı yok."
Evet, bu doğru..
Ama, "Yolsuzluk endeksi sıralamasında, Türkiye'nin durumu vahim" diye manşet atıp, bu ülkenin yolsuzluklarla anıldığını iddia eden ahlaksızlar, şimdi tam da yolsuzluktan yargılanan bir şovmeni ölümüne savunuyorlarsa..
"Yargılamanın sonunu bekleyelim. Mahkemenin kararına saygı gösterelim" demiyorlarsa..
Burda kirli bir çarkın kurulduğunu bizim hatırlatmamız gerekir..
Hırsızlık ne kadar büyük ise. Çalınan para ne kadar büyük ise. Hırsızlığa verilecek ceza zorlaşmamalı..
Tam aksine, küçük hırsızlıklarla uğraşılacağına, büyük hırsızlıkların üzerine gidilmeli ki, bu ülkede küçük hırsızlıkların failleri de, hırsızlığa prim verilmediğini görüp, çekinmeli..
Ama bakıyoruz, dağıtılan paralarla, Ekrem İmamoğlu'nun yolsuzluklarının tümünün üzerine bir perde çekilmeye çalışılıyor. Gazeteler, televizyonlar, haber mecraları tarafından, bu yolsuzluk savunması yapılıyor.
Genel değerlendirmeler yerine, somut bilgiler aktarayım.,.
Mahkeme başkanı, son tutuklu sanık olarak Ekrem İmamoğlu'na "Buyrun, savunmanızı yapınız" diyor.
Ekrem İmamoğlu bir sanık değil, sanki mahkemeyi yöneten hakim imiş gibi, "Ben savunmamı yarım günde bitiremem." diye başlıyor.
Oysa ona, "Yarım günde savunmanı bitireceksin" diyen yok..
Kimseye denilmemiş, ona da denilmiyor..
Şovmen Ekrem, savunma yapmadan, tartışma ile yargılamayı sabote ediyor..
Mahkeme başkanı "Savunma yapmıyorsunuz. Susma hakkınızı kullandığınızı karara geçireceğim" deyince.
"Ben susma hakkımı kullanmadım" diyor..
Yargılamanın ilk aşamasındaki oynanmak istenen bu tiyatro, dünkü duruşmada da devam etti.
Öyle bir algı çalışması yapılıyor ki..
Aslında kanunda olmayan haklar, Ekrem İmamoğlu'na verildiği halde, daha fazlası, daha fazlası isteniyor. Her kural, her hak istismar ediliyor..
Sırf gerçek ortaya çıksın, yeterince savunma yapılmış olsun, eğer ayrıntıda kalan bir gerçeğin ortaya çıkarılmasında, sanıklardan birisinin katkısı olacak ise, bunun önüne set çekilmesin diye, haklar fazla fazla kullandırılıyor...
Bu kapsamda, Ceza Muhakemesi Kanunu'ndaki düzenlemeye rağmen, sanığın bir başka sanığa direkt soru yöneltme hakkı kanunda olmadığı halde.
Mahkeme başkanı, Ekrem İmamoğlu'na bu hakkı tanıyor.
"Belki atlanan bir gerçek vardır, savunmanın hiçbir açıdan kısıtlanmasına yol açmayalım" düşüncesi ile hareket ediliyor.
Ama ne mümkün..
Karşımızdaki sanık, tam bir oyuncu.
Tam bir şovmen..
Önce kanun maddesini vereyim, sonra dünkü İBB yolsuzluk davasındaki oynanmak istenen tiyatroyu aktarayım:
'Doğrudan soru yöneltme
Madde 201 – (1) Cumhuriyet savcısı, müdafi veya vekil sıfatıyla duruşmaya katılan avukat; sanığa, katılana, tanıklara, bilirkişilere ve duruşmaya çağrılmış diğer kişilere, duruşma disiplinine uygun olarak doğrudan soru yöneltebilirler. Sanık ve katılan da mahkeme başkanı veya hâkim aracılığı ile soru yöneltebilir. Yöneltilen soruya itiraz edildiğinde sorunun yöneltilmesinin gerekip gerekmediğine, mahkeme başkanı karar verir. Gerektiğinde ilgililer yeniden soru sorabilir."

33