Gerçekten garip..
Tam da, başkalarını eleştirdiğimiz noktada, sınanıyoruz..
Ve kaybediyoruz..
Düne kadar, Ahmet Davutoğlu'nun açıklamalarını, bir çok konuda ise açıklama yapmamasını eleştiriyordum..
Şimdi "haydi rahat edin" dercesine parti kapatıldığında, ona da eleştiri getirme niyetim yok..
Ama sayın Davutoğlu, tarihe not düşmek için uzun bir anlatım ile, partisini feshettiğini açıklamış ise..
Biz de, tarihe not düşmek için, katıldığımız ve katılmadığımız noktaları belirtelim..
"YARININ TÜRKİYE'Sİ İÇİN" başlığına katılıyorum..
Herkes, Yarının Türkiye'si için bir şeyler yapmalı..
Bulunduğu konumu gözden geçirmeli..
İlk cümleye de katılıyorum: "İnsanlık, köklü bir medeniyet kırılmasından geçmektedir."
İsrail'in Filistinlilere yönelik soykırımı. Soykırıma sessiz kalan Avrupa ve Amerika..
Sessiz kalmak ne demek
Verdikleri silahlarla soykırıma ortak olan Avrupa ve Amerika..
İran'a yönelik İsrail ve ABD ittifakının teröristlerin eylemlerini kopyalamış saldırıları..
Gerçekten de, Sayın Davutoğlu'nun belirttiği gibi, "İnsanlık, köklü bir medeniyet kırılmasından geçmektedir."
Bu tespiti yapan Davutoğlu'nun, "Herkese eşit işleyen adil bir sistem, İnsan onurunu esas alan demokratik hukuk düzeni, Düşünce özgürlüğüne dayalı özgün bir zihniyet dönüşümü" gibi başlıklar açıp, bu noktalarda Türkiye'nin "ağır bir gerileme yaşadığı"nı söylemesi, gerçekten bir handikap..
Türkiye, İsrail'in soykırımına en sert tepkiyi veren nadir ülkelerden birisi..
Türkiye, İran'a yönelik saldırılara, asla destek vermemiş bir ülke.
Davutoğlu'nun dikkat çektiği "Köklü bir medeniyet kırılması"nda, asla katillerin yanında durmamış Türkiye'ye, bu "gerileme" isnadı ne derece haklı
"Sen dedin, ben dedim. Ben önce dedim, sen sonra dedin" kısır tartışması yapmanın hiçbir anlamı yok.. Gereği de yok..
Ama, aklına esen parti kurup, aklına esen "iktidara geliyorum" deyip muhafazakar insanların kafasını çelip, ardından da ayrıldığı partiye isnat ettiği yanlışların bin mislisini kendisi yaparsa..
Bunun da tarihe not düşülmesi gerekir..
Kimse kusura bakmasın.
Ahmet Davutoğlu da kusura bakmasın..
"Nezaket bunu gerektirmez" denilmesin..
"Başta ülkenin geleceğini inşa eden üniversitelerimiz olmak üzere düşünce ve bilim kurumlarımız, uluslararası rekabette her geçen gün mevzi kaybetmektedir." cümlesini kuran sayın Davutoğlu, "Köklü bir medeniyet kırılması" tespiti ile birlikte, "uluslararası rekabette mevzi kaybetme"yi bir daha değerlendirsin..
Kimdir rekabette gerilediğimiz üniversiteler
İsrail'in soykırımına sessiz kalan sözde bilim yuvaları
İçlerinde bir-iki vicdanlı insan çıktığında, onları azleden, tardeden, cezalandıran ve sonuçta çocukların hastane odalarında, küvözlerde öldürülmesini film izler gibi izleyen üniversitelere karşı "mevzi kaybetme" tanımlaması, neyin nesidir
"Yolsuzluk, kayırmacılık ve hesap vermezlik ahlaki değerlerimizi aşındırmaktadır." diyen Davutoğlu, Ekrem İmamoğlu'nun ortaya çıkarılan yolsuzlukları hakkında, bugüne kadar hangi açıklamayı yapmıştır ki, bugün bu cümleyi kurabilmektedir
"Kurumsal hafızaya ve ortak akla değil, kişisel iradelere dayalı karar alma süreçleri; öngörülemezliğe, tutarsızlığa ve bürokratik keşmekeşe yol açmaktadır." diyen Davutoğlu, parti siyasetine son verdiğinin açıkladığı günün ertesinde, Ali Babacan'ın ziyareti sebebi ile geldiği parti genel merkezindeki çalışanları görünce, "Siz daha gitmediniz mi" diye sormuş..
İşte tam da, Davutoğlu'nun eleştirdiği kişisel iradelere dayalı karar alma süreçleri"nin bir görüntüsü değil mi, parti siyasetini bitirmek..
Bazı gazeteler "partinin fesholduğu"nu söylüyor.
Kimisi "Davutoğlu siyaseti bıraktı" diyor.
Kimisi, "Davutoğlu bıraktı, diğer idareciler belki devam eder" diyor..
İşte, "kişisel iradelere dayalı karar" böyle keşmekeşe sebep oluyor..
"Siyaset kurumunun ve siyasetçi kimliğinin tarihimizin en derin itibar kayıplarından birini yaşıyor olması" tanımlamasını, hayatı boyunca mücadele ettiğini söylediği siyasi parti ile ittifak yapıp, o parti listesinden seçime giren Davutoğlu'nun asla etmemesi gerektiğini düşünüyorum..
Dindar insanların, egolarını ayaklarının altında ezmeleri gerektiğine inanıyorum.
Nefis mücadelesinde, en üst noktada başarılı olan bir kimliğe sahip olmaları gerektiğini düşünüyorum..
"Çöl ikliminde gül ağacı yetişemeyeceği gibi çürüyerek çölleşen siyaset alanında da nitelikli ve ahlaklı siyaset adamları yetişmez. Bugün yaşadığımız tam da budur."

33