Ahbap üzerinden, bir özeleştiri sorgulaması. SP ne demişti

Çünkü, kumar masalarında yenilen yardımlar toplanırken, Haluk Levent tek başına değildi..

Kendisi Ahbap'a veya başka bir yardım kuruluşuna destek vermediği halde, Ece Üner orada idi..

Gökhan Özoğuz orada idi..

Fatih Portakal orada idi.

Kendi ifadelerinden bunu okuyoruz..

Sırada Fatih Altaylı varmış..

Ruşen Çakır, Özlem Gürses, Şahan Gökbakar varmış..

Bunların her biri, kamuoyu oluşturma sırasında kendilerini ön planda gösteren isimler..

Doğruları yazdıklarını, doğruları anlattıklarını, gerçekleri ortaya çıkardıklarını iddia eden, kamuoyunun önündeki isimler..

Ama her birinin, nasıl bir çakallığa isteyerek veya istemeyerek alet oldukları, belki de dindar insanlara nefretleri sebebi ile nasıl bir soygunda gönüllü oldukları tek tek ortaya çıkıyor..

6 Şubat 2023 depreminden hemen sonra, bu isimlerin neler söylediklerine, neler yazdıklarına bir bakalım mı

Örneğin, bugün ifadeye gideceği bildirilen Fatih Altaylı ne yazmış:

"Kerem Kınık. Laf ebeliği ile üste çıkmaya çalışma. Senin nasıl biri olduğunu tüm ülke gördü. Yakınlarına çıkar sağlayan tipik bir nepotiksin. Araziye uy da utanma duygun varmış gibi yap. Kavga edersen sahiplerin seni biraz daha görevde tutarlar zannediyorsun. Yanılıyorsun koçum."

Nasıl bir küstah yaklaşım.

İftiranın bini bir para yaklaşımının eseri olan nice ifadeler..

Ve belki en önemlisi..

Neden yana olduğunu, kime karşı olduğunu net olarak gösteren, tehditkar cümleler..

"Sahiplerin" ne demek

Ahbap etrafında o gün kamuoyu oluşturup, Kızılay'a yapılacak bağışları, Haluk Levent'in kumar masasında harcayacağı paralara dönüştürmeye çalışanların esas hedefleri ne

Kızılay'da gönüllülük esasına dayalı yapılan hizmetleri, maaşlı çalışma gibi göstererek iftira atanlar, şimdi Ahbap özelindeki yolsuzluklardan dolayı, daha yüksek, daha yüksek sesle, özür dilemeleri gerekmiyor mu

O özür dileyecek olanlar arasında maalesef bizim mahallenin insanları da yok mu

Alın size somut bir örnek.

Tam da, dindar kimliği sebebi ile Kerem Kınık'a saldırıların yapıldığı dönemde..

Belki de o tarihe kadar, Kızılay'ın başına geçmiş isimler arasında en müspet olanı diyebileceğimiz isme, Saadet Partisi Genel Başkanı sıfatı ile, Temel Karamollaoğlu'nun yaptığı değerlendirmeye bakın:

"Ben bundan sonra Kızılay'a hiçbir surette ne yardım ederim ne de yardım edilmesini teşvik ederim. Bu mantığa ben güvenmem. Kan bile vermem. Hastaneye gider veririm ama oraya vermem."

Bu yoruma, o zaman da çok içerlemiş ve "CHP'ye kan-can oldular, 'Kızılay'a kan yok' dediler.." başlığı ile bir yazı kaleme almıştım..

Kehanet değil, övünülecek bir uzak görüşlülüğün sonucu olarak değil..

Basit bir sorgulama ile, o tarihte Temel Karamollaoğlu'na şu eleştirileri yöneltmiştim:

"Kimlerle birlikte Kızılay'a saldırdığına, iftira attığına bakmalı.. Dün, Erbakan Hoca'ya, 'Katil' suçlaması yapan Emin Çölaşan'a 'yalan söylemeyin' diye itiraz ederken, bugün aynı Emin Çölaşan'ın iftiralarına yapışıp, Kızılay'a saldırıyorsa.. Dün Erbakan Hoca'ya 'Uyuşturucu kaçakçısı' iftirası atan kartel gazetesinin yazarına 'Yalan söylemeyin' diye itiraz ederken, bugün aynı müfterinin bir başka iftirasına yapışıp, Kızılay'ı yerin dibine batırmaya kalkışıyorsa."

Evet, yapılan bu idi..

Bu ülkenin görmüş göreceği en nazik, en vatansever, en dürüst başbakanlarından Necmettin Erbakan'a, "katil" suçlaması yapanlarla birlikte, SP Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu da, Kızılay'a saldırmıştı, 6 şubat depreminden birkaç hafta sonra..

Erbakan hocaya, alçakça iftira atan, uyuşturucu isnadında bulunan rezil müfterilerle birlik olup, Kızılay'a saldırmıştı, Temel Karamollaoğlu..