Laiklik sopasıyla milli iradenin gasp edildiği ve milletin dövüldüğü günler

Laikliği savunma bildirisi yayınlayan karanlık zihinler ne istiyorlar

"Yusuf Tekin istifa!" çığırtkanlığı yapanlar hangi rüyayı görüyor

"Bin gün eğitimde dinselleşme ile geçti" sloganı atan Cumhuriyet gazetesi hangi rüyayı özlüyor, anlatacağım.

26 Şubat 2001, okulun önüne kasklı, joplu, mavi elbiseli polisler dizilmiş. Eyüpsultan İmam Hatip Lisesi öğretmeniyim. Okulun 1200 öğrencisi vardı, o gün sadece 50 erkek öğrenci girebildi.

Kız öğrenciler başları örtülü olduğu için polis tarafından okula alınmadı. Valilik emir vermiş:

"Başartölü öğrenciler okula alınmayacak."

Okula geldiğimde kapıyı polislerin tuttuğunu, kız öğrencilerin sokağa yığıldığını ve okula alınmadığını gördüm. 14-15-16 yaşındaki çocuklar polis ordusuyla karşı karşıya. Çığlık çığlığa haykırıyorlar:

"Okulumuzu isteriz!"

"Okul bizim, örtü bizim!"

"Başörtüsüne uzanan eller kırılsın!"

"Eğitim hakkımız engellenemez!"

Eğitim Bir-Sen Başkanı rahmetli Ünal Mamur'u buldum.

"Bugün sivil toplum örgütünün görev günü, öğrencilerimizin Anayasal hakkı ellerinden alınıyor. Karşı çıkalım!"

İlçe emniyet müdürüne gittik. Yüzü barut gibi, elinde telefon birileriyle konuşuyor:

"Biz sendikacıyız. Eğitim hakkı Anayasal bir hak. Başörtüsü yasağı yönetmelik gereği. Yönetmelik, Anayasa'nın önüne geçemez. Anayasayı çiğniyorsunuz. Polis zoruyla eğitim engellenemez. Yönetmeliğe uymayan disipline verilir. En fazla uyarı ve kınama alır."

"Emir aldım, benimle konuşmayın, yorum yapamam, bugün tartışılacak gün değil!" dedi ve bizden uzaklaştı.

İlçe milli eğitim müdürü aynı şeyleri söyledi, polis zorbalığını seyretti.

Okul müdürü, öğrencilere ikna konuşmaları yaptı:

"Eğitim önemli, ilim öğrenmek insana ufuk açar, eğitimsizlik hayatımızı karartır. Çocuklar eğitimi seçin…"

Bir öğrenci, polis duvarının arkasından müdüre bağırdı:

-Siz iki yüzlüsünüz! Doğru sözlü değilsiniz!

-Neden evladım

-Ben bu okula geldiğimde bize nasıl örtünmemiz lazım geldiğini anlattınız. Şimdi açılmamız gerektiğini söylüyorsunuz!

Tahsin Bey'in yüzü kireç gibi oldu. Kanı dondu, boğazı düğümlendi, yutkundu:

-Ne iki yüzlüsü evladım! Bizde yüz mü kaldı Biz yüzsüzüz!

Döndü, gitti.

Öğrencilerin yüzlerinde endişe fırtınaları. Kimi gözlerini siliyor, kiminin kirpikleri ıslak, kimin göz bebekleri korkuyla titriyor. Ünal Bey ile bizim çabalarımızı görünce ümitle yüzleri aydınlananlar var.

Saat 10.30 sularında il emniyet müdür yardımcısı geldi. Uzun boylu, yaşı elliyi geçmiş, tecrübeli bir adam.

Ünal Bey ile ona da Anayasa'nın çiğnendiğini, yönetmeliğin uygulanması gerektiğini, öğretmen ve sendikacı olduğumuzu, problemin çözümü için şiddet kullanılmaması gerektiğini, çözüme yardımcı olmak istediğimizi söyledik.

Adam, polislere seslendi:

-Çocuklara sert davranmayın!

Bize döndü:

"Bunları tartışacak durumda değilim. Emir yukarılardan, sivil olmayan yerlerden geliyor. İsterseniz genelkurmayla irtibat kurun, onları ikna edin, meseleyi kökten çözün. Söylediklerinizi anlıyorum. Haklı olduğunuzu biliyorum ama bizim yapacağımız bir şey yok. Bu emir uygulanacak!"