Bayraktaki kan müslümandaki irfan

Bayraktaki kan müslümandaki irfan

Ali Erkan Kavaklı

Nusaybin'de ay yıldızlı bayrağı indiren gafiller bilmeliler ki o bayraktaki kanda Çanakkale'de şehit düşen Diyarbakırlı Yüzbaşı Hasan'ın da kanı var. Bayrak indiren zihni devşirilmiş İslam düşmanlarının büyük dedeleri de al bayrak için kan verdi.

Bayrağımızdaki hilal, Allah'ı temsil eder. Biz Müslüman bir milletiz, tek Allah'a inanırız, onu yüce bilir, ona ibadet ederiz. Yıldız, Hz. Muhammed'i (sav) temsil eder, gök sultandan vahiy alan âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberimizi.

Al bayrak, rengini şehit atalarımın kanından alır. Malazgirt'te başladı Türk- Kürt beraberliği. İlk büyük komutanımız Sultan Alpaslan. 429 yıl kader birliği yaptık.

Beraber tarih yaptık, destanlar yazdık.

Birlikteyken güçlüydük dünya devleti kurduk, dünyayı yönettik. Viyana'dan Yemen'e, Sudan'dan Kırım'a hükmettik.

Dünyada bir biz vardık bir de küffar. Uzun asırlar kıtalara hükmettik. Adalet, merhamet, şefkat devleti kurduk.

Tarihin kırılma noktasında Kürtler Türklerle birlikte tarih yapmayı seçtiler.

1501 yılında Şah İsmail; Müslümanları Şiî- Sünnî diye bölüp Şiî devleti kurduğu ve Sünnîleri kırıp geçirdiği zaman İdris Bitlisî rehberliğinde Kürtler, Osmanlı ile birlik olmaya karar verdiler ve Yavuz Sultan Selim'e tabi oldular. Türkler onları, Şah İsmail'in katliamlarından korudu. Doğu Anadolu, Batı Anadolu ile ittifak kurdu, kardeş oldu.

1915 yılında Şanlı Osmanlı Devleti'ni yıkmak ve yurdumuzu işgal etmek için şimdi PKK'lıların yardım istediği Haçlılar Çanakkale'ye geldiğinde Türk, Kürt, Arap, Boşnak, Arnavut birlikte vatan müdafaası yaptık, birlikte destan yazdık.

Çanakkale'de Diyarbakırlı, Mardinli, Halepli, Şamlı, Ohrili, Kosovalı, Kastamonulu, Balıkesirli, Konyalı, Bursalı, Kayserili, İstanbullu birlikte haçlıları bozguna uğrattı.

Diyarbakırlı Yüzbaşı Hasan Fehmi'nin kahramanlığı hâlâ tarihin gözünü kamaştırır.

Yüzbaşı Hasan Fehmi, Kanlısırt'ı savunan6. Alay 2. Bölük kumandanıdır.

Matarama Kan Doldu romanımda onun şehitlik koşusunu şöyle anlattım:

"Top ateşinden korumak için bölüğü siperlere çekmişti, tepeyi geri almak için bölüğün önüne düştü ve karşı hücumu başlattı. Savaşın en şiddetli anında iki yerinden yaralandı ve bir ağacın dibine çöktü. Askerleri kendisini çok seviyorlardı. Hemen komutanlarının etrafını aldılar, üzgündüler. Savaş devam ediyordu.

Yüzbaşı hafifçe doğruldu ve askerlere:

-Çocuklar, benimle uğraşacak zaman değil, düşmana yumruk vurma zamanıdır. Kuvvetli bir hücum yapın da bölüğümüzün zaferini göreyim, ta ki gözüm açık gitmesin.

Sonra derin bir nefes aldı ve var gücüyle haykırdı:

"Haydi aslanlarım!.."

Tam ayağa kalkıyordu ki uğursuz bir mermi gelip kalbine saplandı, yüzbaşı yere serildi. Sol bacağı kopmuş, ayağında ve göğsünde kan çiçekleri açmıştı, ağzından yanağına doğru kanlar sızdı. Yanağı soldu, siyah gözlerini yukarılara dikti. Dudakları son defa kıpırdadı. Yüzbaşı şahadet rütbesine kavuştu. Mübarek bedeni, Kanlısırt'taki bir çam ağacının dibindeki gölgeliğe defnedildi."

Anadolu'nun işgal edildiği günlerde, ırkçılık hastalığına tutulmuş bazı Kürt aşiretleri Türklerden ayrılıp Ermenilerle el ele vererek devlet kurmak istedikleri günlerde büyük İslam âlimi Bediüzzaman Said Nursi