NVIDIA Golan Tepeleri'nde ne yapıyor

"NVIDIA Golan Tepeleri'nde ne yapıyor" sorusu ilk bakışta tuhaf gelebilir. Çünkü kamuoyunda NVIDIA hâlâ büyük ölçüde ekran kartı üreten bir teknoloji şirketi olarak algılanıyor. Oysa bu algı, gerçeğin yalnızca küçük bir parçasını yansıtıyor. Bugün NVIDIA, yapay zekâ hızlandırıcılarından süper bilgisayar mimarilerine, büyük veri işleme altyapılarından askerî ve istihbarî amaçlarla da kullanılabilen çift kullanımlı teknolojilere kadar uzanan geniş bir alanda faaliyet gösteriyor. Yani mesele bir teknoloji markasından ibaret değil; modern savaşın, istihbaratın ve dijital egemenliğin merkezinde duran bir aktörden söz ediyoruz.

Soğuk Savaş'ın sona ermesinden bu yana güvenlik tehditleri köklü bir dönüşüm geçirdi. Artık tehditler cepheden gelmiyor; hastanelerle, veri merkezleriyle, yatırım paketleriyle geliyor. İnsani yardım, teknoloji, sermaye ve veri aynı potada eritiliyor. Türkiye'nin son yıllarda karşı karşıya kaldığı meydan okumalar da bu yeni modelin izlerini taşıyor. Açık askerî çatışmalardan ziyade, etki alanlarının daraltılması, meşruiyetin aşındırılması ve bağımlılık ilişkilerinin derinleştirilmesi üzerinden ilerleyen bir süreçle karşı karşıyayız.

İsrail'in işgal altındaki Golan Tepeleri'nde kalıcı ve büyük ölçekli bir hastane kurma planı bu çerçevede okunmalı. İnsani yardım, doğası gereği tarafsız, geçici ve ihtiyaç odaklıdır. Oysa işgal altındaki bir bölgede, kalıcılığı esas alan ve belirli aktörleri özellikle dışlayan bir yapı, insani yardımın ruhuyla örtüşmez. Burada tarafsızlık iddiası, fiilen Türkiye'nin Suriye'nin güneyinde yıllardır inşa ettiği insani meşruiyet alanını "istenmeyen aktör" söylemiyle daraltma çabasına dönüşmektedir. Hastane, bu haliyle bir sağlık tesisinden çok, insani alanın kontrolünü yeniden tanımlamaya yönelik sivil görünümlü bir ileri üs niteliği taşımaktadır.

Tam da bu noktada, NVIDIA başta olmak üzere küresel teknoloji devlerinin İsrail'de yoğunlaşan yatırımları dikkat çekici hâle geliyor. Bu gelişmeleri birbirinden kopuk okumak mümkün değil. NVIDIA'nın İsrail'de arazi satın alarak kalıcı bir kampüs kurması, on binlerce kişiyi istihdam etmeyi planlaması ve süper bilgisayar ile dev sunucu çiftliklerini bu coğrafyaya konuşlandırması, basit bir "yatırım tercihi" olarak açıklanamaz. İsrail, teknoloji şirketleri için sadece bir pazar değildir; askerî, siber ve istihbarî kabiliyetlerin sınandığı, devlet ile özel sektörün iç içe geçtiği bir test alanıdır.

NVIDIA'nın büyüme hikâyesi de zaten salt serbest piyasa masalı değildir. Şirketin yükselişi, ABD savunma ekosistemi, DARPA projeleri, Pentagon ve NSA'nın ihtiyaçları ile müttefik ülkelerin teknoloji talepleriyle iç içe gelişmiştir. Bu bağlar, NVIDIA'yı klasik bir özel şirket olmaktan çıkarıp Batı güvenlik mimarisinin kritik bir bileşeni hâline getirmiştir. İsrail gibi teknoloji ile devlet, sivil alan ile askerî alan arasındaki çizgilerin son derece geçirgen olduğu bir ülkede bu tür yatırımlar, doğal olarak stratejik sonuçlar üretmektedir.

Ortaya çıkan tablo, Türkiye açısından doğrudan askerî bir tehdidi değil; daha sofistike bir alan daraltma ve çevreleme stratejisini işaret etmektedir. İnsani yardım, yumuşak güç üretme kapasitesinden çıkarılıp jeopolitik bir enstrümana dönüştürülmekte; teknoloji yatırımları ekonomik büyümenin ötesinde, dijital egemenlik ve veri kontrolü aracı hâline gelmektedir. Türkiye'nin sahadaki varlığı ise bu yeni dilde askerî bir rakip olarak değil, "rahatsız edici", "istenmeyen" ya da "dışlanması gereken" bir unsur olarak çerçevelenmektedir.