Kibbutz'dan firar eden vicdan: Terör devletinin en büyük kabusu Zohar Regev

Ali Coşar
29.05.2026
46

Bazen bir devletin en büyük kâbusu, sınırlarının dışındaki ordular değil, kendi evlatlarının gözlerindeki o yalın, hesapsız dürüstlüktür. Çünkü silahı silahla bastırabilir, propagandayı daha büyük bir yalanla örtebilirsiniz. Fakat kendi sütünüzle beslediğiniz, kendi anlatılarınızla büyüttüğünüz bir zihin kalkıp da yüzünüze "Bu yaptığınız zalimliktir" dediğinde, işte o an kaleniz içeriden sarsılmaya başlar.

Zohar Regev'in İçeriden gelen itirazı, küresel güç dengelerinin ve propaganda savaşlarının en kırılgan noktasını yakalıyor. İşte o sarsıcı anı, modern dünyanın "demokrasi" makyajının döküldüğü o çıplak kareyi yazıyla da hafızalara kazımak gerektiğine inandığım için bu yazı kaleme alındı.

Özellikle, 7 Ekim 2023 Aksa Tufanı olayından sonra, on binlerce ölü ve o sayının iki katı Gazzeli Müslümanın, aç- susuz – soğukta – sıcakta alçakça işkenceler altında, uğradığı soykırım ve mezalime duyarsız kalmaya devam eden, Türkiye ve bazı Müslüman ülkelerde İsrail'e boykot çağrılarına kulak asmayan, (sözde) Müslüman başörtülü kadınların ve muhafazakar erkeklerin Starbucks Caferlerde kahvelerini keyifle yudumlamaya devam etmelerinden duyduğum üzüntüye karşı, Zohar Regev'in bu asil duruşunu anlatmak, bu yazıyı kaleme almak bir ibret vesikası hükmündedir.

Soykırımcı Terör Devleti İsrail'in bugün "hain" damgası vurarak mahkeme salonlarında zincire vurduğu Zohar Regev, tam da bu sarsıntının, sistemin kalbinde açılan o devasa ahlaki çatlağın ete kemiğe bürünmüş halidir.

O mahkeme salonundan sızan tek bir kare fotoğrafı dikkatle inceleyin.

Karşımızda elleri kelepçelenmiş, başı örtülü bir asil bir kadın duruyor. Bu görüntü, modern dünyanın "demokrasi vahası", "hukuk devleti" diye yıllardır milyarlarca dolarlık bütçelerle pazarladığı o cafcaflı vitrinin arkasındaki karanlığı tek bir saniyede faş eden edebi bir vesikadır. O kelepçeler aslında Regev'in bileklerine değil, insanlığın ortak vicdanına vurulmak istenen bir gözdağıdır.

Ancak bu hikâyeyi asıl sarsıcı kılan şey, Zohar Regev'in kimliğidir. O, dışarıdan gelen, kolayca "düşman propagandası" denilerek kenara itilebilecek bir yabancı değil. Regev, bir kibbutzda (İsrail'de kolektif tarım köyü) doğdu. Siyonist sistemin en korunaklı, en ideolojik hücrelerinde büyütüldü. İşgalci – soykırımcı Terör Devletinin resmi tarih tezleriyle, "tek haklı biziz" ninnileriyle şekillendirildi. Fakat insanı insan yapan o gizemli an gelip çattığında; Gazze'deki çocukların çığlıkları kibbutzun konforlu duvarlarını aşıp ruhuna ulaştığında, ona öğretilen bütün o kurgusal yalan tarih tek bir saniyede paramparça oldu.

İşte sistemin asla affetmeyeceği, üzerine en ağır cezalarla yürüyeceği kırılma noktası burasıdır.

Çünkü işgal rejimleri için Filistinlilerin direnişi askeri bir " tehdit" tir; tankla, uçakla, teknolojiyle göğüslemeye çalışırlar. Ama kendi içlerinden bir İsraillinin, vicdanı hala temiz kalabilmiş bir vatandaşın ayağa kalkıp Ayn Rand'ın deyimiyle "kralın çıplak olduğunu" haykırması ölümcül bir tehlikedir. Diğer yabancı Sumud aktivistlerini sessiz sedasız sınır dışı ederken, Zohar Regev'i ibret-i alem olsun diye demir parmaklıklar arkasında teşhir etmelerinin sebebi budur. Topluma şu mesajı vermek istiyorlar: "İçimizden biri gerçeği söylerse, sonu böyle olur."

Dünyanın büyük kısmı ekran başında üç maymunu oynarken, Batılı hükümetler bir yandan "insan hakları" nutukları atıp diğer yandan o bombaları taşıyan uçaklara mühimmat sağlarken, uluslararası hukuk denilen yapı güçlülerin çıkarına hizmet eden boş bir dekora dönüşmüşken; Regev tüm dünyayı karşısına alıp şu cesur cümleyi kurmuştur: "Ben sizin yalanlarınıza ortak olmayacağım."

Bu duruş, İsrail'in içinde de her şeye rağmen vicdanını, merhametini ve insanlığını kaybetmemiş, devletinin işlediği suçlardan derin bir hicap duyan o sessiz ama onurlu azınlığın çığlığıdır. Kendi toplumunun kutsal saydığı putları reddetmek, konforunu, geçmişini ve güvenliğini Filistinli bir çocuğun yaşam hakkı için feda etmek, insanoğlunun yeryüzünde ulaşabileceği en üst ahlaki mertebelerden biridir.

Tarihin ironisi her zaman aynı şekilde tecelli eder: Baskıyı ne kadar artırırsanız, bastırmaya çalıştığınız sembolü o kadar büyütürsünüz. Bugün Tel Aviv mahkemelerinin