Batı'dan Doğu'ya kayan eksen ve Türkiye'nin stratejik ekseni

Ali Coşar
Bugün
23

Geçtiğimiz günlerde ABD'li ünlü akademisyen ve ekonomist Steve Hanke'nin X (eski adıyla Twitter) hesabından yaptığı bir paylaşım, jeopolitik sahnede uzun süredir tartışılan ama üzeri ikiyüzlü bir diplomatik söylemle örtülmeye çalışılan büyük bir hakikati yeniden gündeme taşıdı. Hanke, Türkiye'nin hem Doğu hem de Batı kulvarında eş zamanlı varlık gösterme çabasını, adeta bir "kararsızlık" ya da "iki taraflı oynama" sığlığıyla eleştiriyor; Türkiye'nin her zaman yaptığı gibi her iki kulvarda da ilerlemek istediğini ima ediyordu.

Ancak bu sığ yaklaşıma en diplomatik ama en yalın cevabı Savunma Sanayii Analisti Turan Oğuz verdi. Oğuz'un altını çizdiği gerçek, sadece Türkiye'nin değil, 21. yüzyılın tüm küresel güç merkezlerinin yüzleşmek zorunda olduğu yalın bir fizik kuralı gibiydi: "Dünyanın kütle merkezi Batı'dan Doğu'ya doğru kayıyor."

Bu kayış, temelsiz bir kehanet veya ideolojik bir fantezi değildir. Önce ekonomik üstünlüğün Doğu'ya transferine şahitlik ediyoruz; bunu kaçınılmaz olarak askeri ve teknolojik üstünlük takip edecek. Geri dönüşü olmayan o kritik eşik çoktan geçildi. Bugün küresel siyasetin tek meçhulü, bu sancılı geçişin ne kadar süreceğidir: 30 yıl mı, yoksa bir asır mı Zamanın ruhu hükmünü icra ederken, Türkiye bu büyük güç değişimini tesadüfen değil, çok önceden okuyarak stratejik konumunu buna göre inşa etmiştir.

Güvenilirlik İllüzyonunun Çöküşü: Batı Neden Tıkandı

Batı merkezli analistlerin anlamakta zorlandığı veya anlamak istemediği ilk kırılma noktası şudur: NATO ve Avrupa Birliği (AB), özellikle son yıllarda eskiden vaat ettikleri o sağlam, öngörülebilir ve güvenilir müttefiklik mimarisini kaybettiler.

Bugün Batı ittifakı, vizyoner karar alma mekanizmalarını yitirmiş; kendi bürokratik labirentlerinde, iç siyasi kutuplaşmalarında ve kültürel krizlerinde sıkışıp kalmıştır. Bir kriz anında kolektif irade ortaya koyamayan, müttefiklerinin en temel milli güvenlik endişelerine örtülü veya açık ambargolarla karşılık veren bir yapının "tek seçenek" olarak dayatılması stratejik bir akıl dışılıktır.

Hiçbir egemen devlet, geleceğini karar alma yetisini kaybetmiş ve iç karışıklıklarla bocalayan bir bloğun idaresine teslim edemez. Bu noktada Türkiye'nin yaptığı şey, Batı'ya sırt dönmek değil; Batı'nın kendi bünyesinde yaşadığı bu kurumsal ve stratejik tıkanıklığı erkenden teşhis etmektir.

İki Kulvarda Yürümek "Eksen Kayması" Değil, Denge Sanatıdır

Steve Hanke ve benzeri Batılı ekonomistlerin "ikircikli tutum" olarak nitelendirdiği süreç, aslında Türkiye'nin kendi hak ve çıkarlarını koruma kararlılığıdır. Türkiye, mevcut ortaklıklarını muhafaza ederken, daha açık, eşit ve dayatmasız alternatif küresel ortaklıklar kurmaya çalışmaktadır.

Bunda şaşılacak, garipsenecek ya da "savrulma" olarak adlandırılacak tek bir unsur yoktur. Bilakis, çok kutuplu hale gelen yeni dünya düzeninde tek bir sepete tüm yumurtaları koymak basiretsizliktir. Türkiye, Avrasya ile Atlantik arasındaki coğrafi ve tarihsel köprü konumunun hakkını vermektedir.