Aynı kıbleye dönenler birbirine sırt döner mi

Bazen durup kendimize şu soruyu sormalıyız:
Aynı Allah'a iman eden, aynı Peygamber'e ümmet olan, aynı kıbleye yönelen toplumlar birbirini gerçekten düşman görebilir mi

Türkiye'de yıllardır diri tutulan bir İran karşıtlığı var. Mezhep üzerinden derinleştirilen, tarih üzerinden büyütülen, güvenlik söylemleriyle sertleştirilen bir karşıtlık… Oysa hakikat çok daha sade.

Dört yüz yıldır bu toprakların en istikrarlı sınırı İran sınırıdır. Nice fırtınalar koptu, nice imparatorluklar yıkıldı, nice ittifaklar dağıldı; ama o sınır yerinde kaldı. Bu yalnızca diplomatik bir başarı değil, tarihin sessiz bir şahitliğidir.

Evet, geçmişte rekabet oldu. Safevi–Osmanlı gerilimi yaşandı. Mezhep farklılıkları vardı, bugün de var. Ama bütün bu ihtilaflar, bizi birbirimizin varlığını inkâr edecek bir düşmanlığa sürüklemedi. Çünkü derinde bir yerde şunu biliyorduk: Biz aynı medeniyetin çocuklarıyız.

Sorun şurada başlıyor: Biz kendi tarihimize kendi gözümüzle bakmayı bıraktığımızda…

1952'den sonra güvenlik aklımız değişti. Tehdit algımız bize ait olmaktan çıktı. Kimin düşman olduğuna çoğu zaman biz karar vermedik. 1979'dan sonra İran "tehdit" olarak kodlandı. Zihinler de yavaş yavaş buna göre şekillendi.

Peki kendimize dürüstçe soralım:
Türkiye ile İran'ın kavga etmesi kime yarar
Sünni ile Şii'nin birbirine mesafe koyması kimin elini güçlendirir
Arap ile Türk'ün, Fars ile Kürt'ün birbirine kuşkuyla bakması hangi küresel projelerin işini kolaylaştırır

Gazze yanarken, çocuklar enkaz altından çıkarılırken, dünya ekran başında sadece izlerken; biz hâlâ birbirimizin mezhebini mi tartışacağız

Gazze bize şunu haykırıyor: Dağınık olduğunuz sürece zayıfsınız.

İslam dünyasında sorunlar yok mu Var.
Siyasi ihtiraslar yok mu Var.
Hatalar, yanlış hesaplar, rekabetler yok mu Elbette var.

Ama büyük milletler küçük ihtilaflara teslim olmaz.
Büyük medeniyetler iç tartışmalarını düşmanlığa dönüştürmez.

İttihad-ı İslam bir romantik slogan değildir. Bu bir zorunluluktur. Hem aklın zorunluluğu, hem mantığın zorunluluğu hem de imanın zorunluluğu.

Akıl der ki: Bölünmüş güç zayıflar.
Mantık der ki: Aynı tehditlere maruz kalanlar dayanışma kurar.