Sakinlik

Ali Bal
Bugün
42

Sakin; "hareket etmeyen, kımıldamayan, dingin, durgun, sakince, kimseyi rahatsız etmeyen, sinirsiz, rahatsızlığı azalmış veya geçmiş, bir yerde oturan"; sakinlik ise "sakin olma durumu, durgunluk, sessizlik, sükûnet" gibi anlamlara gelir (TDK).

Kelimeler anlamlarından daha geniş âlemlere açılan pencerelerdir. Sakinlik de böyle bir kelimedir. Sakinlik, yalnızca gürültünün azalması değil, ruhun kendi sesini yeniden duyabilmesidir. Dış dünyanın sesine aldırış etmeden insanın içindeki hikmetli çağrıya yönelmesidir.

Sakinlik, insanın kendisinde durmasıdır. Çağın hengâmesinde insan, gittikçe kendinden uzaklaşmakta. Sakinlik ile insan, kalbinin nabzını yeniden duyar, böylece en güvenli limanda durur.

Yaşadığımız çağ, en çok da gürültünün çağıdır. Zaman hiç olmadığı kadar hızlı akıyor, yollar uzuyor, şehirler büyüyor, binalar göğe yükseliyor fakat insan küçülüyor. Her şey hızla tükenirken insan, ömrünün de aynı sessizlik içinde eksildiğini çoğu zaman fark etmiyor. Bir yerlere yetişmek için koşarken aslında kendi kalbinden de uzaklaşıyor.

Güneşin doğuşuyla başlayan telaş, gecenin karanlığında bile insanı bırakmıyor. Yoğun ve yorgun gönüller, bir teselli arıyor, durmak istiyor. Maalesef arkadan gelen gürültünün endişesi ve içimizdeki hırslar bizi daha da perişan ediyor. Sakin kalmak mümkün olmuyor.

Trafik, ekranlar, bildirimler, mesajlar, aramalar... İnsanın üstüne üstüne gelen bu yoğunluk alaboraya dönen bir gemi gibi dağıtıyor her şeyi. Bu dağınıklıkta dökülen saçılan ne varsa hepsini yeniden toplamaya çalışan insan, huzursuzluğa mahkûm oluyor. Hâli budur modern zaman insanının.

Her yeni icat hayatı kolaylaştırsa da insan ruhuna ağırlık veriyor. Makinelerin ritmi, kalbin ritmini bozuyor. Makineye teslim oluyor insan.

Büyük şehirler, yüksek katlı binalar, asansörler, alışveriş merkezleri, bitmeyen yollar, hiç durmayan kalabalıklar... Kalabalık büyüyor fakat yalnızlık da onunla birlikte büyüyor.

Modern hayat, insana çok şey kazandırdı ama ondan da çok şey aldı. En çok da sakinliğini aldı. Çünkü sakinlik, yalnızca zamanın değil, düşüncenin ve tefekkürün de evidir. İnsan, bu evden uzaklaşmakta. Evine dönmesi sakinliğine bağlı.

İnsan, kendisini unuttukça, ihmal ettikçe yaratılış hikmetini de unutur. Toprağa yabancılaşır, gökyüzüne yabancılaşır, kuşların diline yabancılaşır. En sonunda kendi yüzüne bile yabancılaşır. Sakin insan ise unutmaz, kendini de dış âlemi de bilir.

Sakin kalan insan, kendi içine doğru uzun bir yolculuğa çıkar. Herkes dışarıya koşarken o biraz durur. Durduğu yerde görmeye, düşünmeye başlar. Gördükçe anlamaya, idrak etmeye başlar. İdrak ise hayatı, dünyayı, insanları daha iyi anlamaya vesile olur.

İnsan sakinlik limanında durdukça tabiat başka türlü görünmeye başlar. Rüzgâr yalnızca esmez, konuşur; yağmur yalnızca yağmaz, rahmet olur. Gökyüzüne yaklaşır, güneşe dokunur, evrenin sonsuzluğunu anlar. Âlemi genişler, sıkılmaz, rahatlar.

İnsan mutlu olmak uğruna koşar, çabalar. Koşuşturma içinde sağına soluna bakmaz. Belki bir selamı bile fark etmez. Oysa mutluluk bir ağacın gölgesinde sevdiğiniz kişiyle içtiğiniz demlenmiş bir bardak çayın sıcaklığındadır. Sakin kalmadan da çay demini, bir dost da dostunun gamını alamaz.