Sonuna kadar gidilir mi

Değerli okurlarım, bir tarafta foncular, diğer tarafta sapkın doncular, insanlıktan nasipsiz yolsuzlar, hırsızlar, arsızlar...

Kimin eli kimin cebinde belli değil, kaos ve kargaşa cümbüşü içinde ne kadar pislik ararsan var ve maalesef pandoranın kutusu açıldıkça curuf çıkmaya etrafı kokutmaya devam ediyor.

Foncu alçakların yediği herzeler üzerinden saldırıya geçen muhalif güruhun hevesini kursaklarında bırakan son Mustafa Sarıgül olayı ise ülkemizde bugüne kadar yaşanılan rezaletlerin hepsinden daha berbat.

Bugüne kadar çekirge misali zeytinyağlı gibi hep su üstünde kalmayı beceren bu iğrenç adam sanırım bu çirkin ve rezil pisliğin altından kalkıp sıçrayamaz. Ama burası olmazların olduğu ya da oldurulduğu Türkiye olunca olmaz diyemiyorum.

Cumhurbaşkanı en yüksek perdeden, sert bir söylemle sonuna kadar derken gayet sert ve net ifadeler kullanıp devlet denetleme kurumunu görevlendirerek hodri meydan dedi.

Sonuna kadar denmesine rağmen vatandaş geçmiş yıllarda yaşanılmış kötü örnekleri de hatırlayarak acaba derken bu kez haklı olmamalı ve sonuna kadar gidilmeli.

Hangi tamahkar hangi saikle sahtekarların ağ tuzağına düştü sorusuna bahane bulmak kolaycılığına kaçmadan devletimizin kurumsallaşamamış kurumlarının açık kapılarından girip hırsızlık yaparak milletin malına çökenler ivedilikle saklandıkları deliklerden çıkartılıp hakkettikleri cezalar verilmeli.

Toplumsal gelişmişliği anlamak için yalnızca yapılan yollara modern binalara, hastanelere, ekonomik ve teknolojik imkânlara bakmak yeterli değildir.

Asıl bakılması gereken, kurumlarının ne kadar güçlü, bağımsız ve kalıcı olduğudur.

Peki, kurumlarımız neden kurumsallaşamıyor

Öncelikle kurumu, kurumsallaşmayı ve kurumsallaşamamayı birbirinden ayırmak gerekiyor.

Kurum, belirli bir görevi yerine getirmek için oluşturulan yapıdır. Kurumsallaşma ise o yapının kişilere bağlı olmaktan çıkarak kurallarla, liyakatle, ortak akılla ve denetimle işlemesidir.

Kurumsallaşamayan yapılarda ise kurallar kişilere göre değişir, liyakatin yerini sadakat alır, ortak akıl yerine şahsi tercihler öne çıkar.

Bir kurumun başarısı, başındaki kişinin maharetine bağlı olabilir. Ancak o kişi görevden ayrıldığında kurum dağılıyor, işler aksıyor ve bütün birikim kayboluyorsa orada gerçek anlamda kurumsallaşmadan söz edilemez.

Çünkü kurumlar, kişilerin geçici; ilkelerin kalıcı olduğu yapılardır.

Peki, kurumsallaşmanın önündeki engeller nelerdir

Bana göre bunların başında liyakat eksikliği, aşırı merkeziyetçilik, denetimsizlik ve şahıs merkezli yönetim anlayışı gelmektedir.

Bir makama getirilen kişi, kendisinden önce yapılanları sorgusuz sualsiz reddediyor, kendi döneminde her şeyi yeniden başlatıyorsa kurumsal hafıza oluşamaz. Her yöneticiyle birlikte kurallar, yöntemler ve öncelikler değişiyorsa kurum gelişemez; sürekli başa döner.

Son yıllarda bu yol çok fazla aşındırılınca nitelikli insanlar devre dışı kaldı ve son aylarda yaşanan garabetlerin altında bu gerçeklik de var.