Değerli okurlarım,
Yarım asra yaklaşan meslek hayatımda edindiğim tecrübelerden süzdüğüm bazı düşünceleri sizlerle paylaşmak istiyorum.
Öncelikle bir kavram kargaşasını ortadan kaldıralım. Doktor olmak başka, hekim olmak başka hâzik hekim olmak ise bambaşkadır.
Yükseköğretim kurumlarından mezun olup doktora eğitimini tamamlayan akademisyenlere de doktor unvanı veriliyor. Tıp eğitimini tamamlayanlar da doktor unvanını alıyor. Ancak doktor unvanına sahip olmak, iyi bir hekim olmak için tek başına yeterli midir
Ülkemizdeki tıp fakülteleri her yıl binlerce doktor yetiştirerek sağlık ordumuza önemli katkılar sağlıyor. Devletimiz sağlık sistemine ciddi yatırımlar yapıyor. Buna rağmen sağlık sistemimizin mükemmel olduğunu iddia edemeyeceğimize göre, üzerinde düşünmemiz gereken bazı eksiklikler var demektir.
Tıp eğitimi süresince akla hayale gelmeyecek kadar ayrıntılı bilgiler öğretiliyor. Hastalıklar, ilaçlar, laboratuvar değerleri, anatomik yapılar ve tedavi yöntemleri üzerinde yıllarca eğitim alınıyor.
Ancak insan ilişkileri, hasta psikolojisi, empati, iletişim ve tıbbın temel felsefesi gibi hekimliğin olmazsa olmazları yeterince öğretilebiliyor mu
Çoğu zaman bunları meslek hayatımız boyunca yaşayarak, gözlemleyerek ve tecrübe ederek öğreniyoruz.
Bir başka açmazımız ise uzmanlaşma sistemi.
Tıp doktoru unvanını aldıktan sonra 4-6 yıllık bir ihtisas süreciyle belirli bir alanda uzmanlaşıyoruz. Elbette uzmanlaşma modern tıbbın vazgeçilmez bir gereğidir. Ancak yalnızca kendi uzmanlık alanına odaklanıp hastayı bir bütün olarak değerlendirememek de önemli bir handikaptır.
Bir başka ifadeyle, ağacın yapraklarını incelerken ormanı gözden kaçırabiliyoruz.
Yarım asra yaklaşan meslek hayatımda edindiğim en önemli tecrübelerden biri şudur:
Hekimin görevi yalnızca hastalık teşhis etmek ve ilaç yazmak değildir, olamaz da!
Hekim, hastasını bir bütün olarak değerlendirmek zorundadır.
Ayrıntılı bir muayenenin yanında hastanın uyku düzeni, beslenme alışkanlıkları, sosyal ilişkileri, stres düzeyi ve yaşam tarzı da sorgulanmalıdır.
Hasta hekim arasında güvene dayalı bir ilişki kurulmadığında verilen tavsiyelerin hayata geçirilmesi de zorlaşıyor. Hastanın yalnızca hastalığı hakkında bilgilendirilmesi çoğu zaman davranış değişikliği için yeterli olmuyor. Güven, iletişim ve hekim rehberliği ise bu sürecin başarısını artırıyor.
Peki, bütüncül hekimlik derken neyi kastediyoruz
Öncelikle yanlış anlaşılmasın. Bütüncül yaklaşım, modern tıbbı, ilaçları ve bilimsel tedavileri dışlamak değildir. Tam tersine, kanıta dayalı modern tıbbi tedavileri sağlıklı yaşam alışkanlıklarıyla bir araya getirmektir.
Bunun için üzerinde durmamız gereken temel başlıklar var:
Düzenli fiziksel aktivite, sağlıklı yaşlanmanın temel şartlarından biridir.
Düzenli uyku: Uyku, yalnızca dinlenmek değil, bedenin ve beynin kendisini yenilemesidir.

18