Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk yıllarla ilgili merhum dedemin anlattıklarından hafızamda kalan olumsuz yaşanmışlıklar ve hatıralar elbette duruyor.
Sağlıklı olanlar için zaman hızlı akıp gidiyor. Bir bayramı daha geride bıraktık.
Kurban bayramında ülkemizin batı sahillerine uzanan yolculuğumda gördüklerim üzerinden kısa bilgiler paylaşarak doksanlı yıllarla kıyaslama yapacağım.
Bizim neslin bizzat yaşadığı ve çok iyi bildiği doksanlı yıllarda bizzat yaşadıklarımızı milenyum neslinin bilmemesi gayet doğal.
O zor yıllarda ülke insanının öncelikli üç sorunu vardı.
Anarşi ve terör
Ekonomik krizler
Askeri vesayet ve darbeler.
Sıralamada bu üçün dışında sayılacak çok şey olabilir. O günlerden bugüne değişen dünyada ülkemizde de çok şey değişti.
Terörün kökü kazındı tarihin çöplüğünde hakettiği yerde. Dipçik vesayeti de aynı çöplükte ve ABD'nin çocukları dön(e)memek üzere tatildeler.
Eskiden kalma reflekslerle bazı acezeler askerimizi göreve çağırsa da nafile.Çünkü köprünün altından çok sular aktı ve akmaya devam ediyor.
Bu makalede ülkemizin ulaşımda yakaladığı standartlarla ilgili geçmişten günümüze kendi yaşadıklarım üzerinden görüş beyan edeceğim.
Doksanlı yıllarda doğup büyüdüğüm memleketim Kahramanmaraş'a yolculuklarımda yaşadıklarımla bugün yaşadıklarımı özetleyerek nereden nereye gelindiği ile ilgili farkındalık vurgusu yapmak istiyorum.
Bir yanda askeri vesayet ve terör diğer yanda ekonomik krizin zirve yaptığı Ecevit'li yıllar döneminde ülkenin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer anayasa kitapçığını ülkenin başbakanı üzerine fırlatması ile birlikte olanlar olmuştu.
Bu darbe yetmezmiş gibi merkez bankası başkanının görevini kötüye kullanmasının da etkisi ile döviz almış başını gitmiş, bankalar batmış ve vatandaş ekonomik krizin içinde boğulmaya terk edildiği için sanayi çarkları durmuş, bankalar battığı için krediler kesilmiş, işsizler ordusu sokaklara dökülmüş ve cennet vatanımızda yaşamak iyiden iyiye zorlaşmıştı.
O yılın kurban bayramında İstanbul-Kahramanmaraş yolculuğumda hafızamda yer etmiş bir gerçek algı var. İstanbul Ankara arası otoban yeni açılmıştı. Ekonomik kriz sadece insanlarda değil kara yollarında da kendini göstermişti ve yollar bomboştu.
Tır kamyon otobüs hatta küçük kara araçları hissedilir derecede azalmıştı. Bir meslektaşım bu garabeti tiye alıp İstanbul trafiğinde rahatlamadan memnunum demiş Ecevit'e teşekkür bile etmişti.
Bu bayramda karayolları alınan tüm tedbirlere rağmen dolu ve yer yer trafik akışında durmalar dikkatimi çekti, bir başka dikkatimi çeken şey de yerli gururumuz TOGG larıgörmem ,hemde sık aralarla bazen de yan yana görüp gururlandım. Bizimde yerli otomobilimiz var dedim.
TOGG ile ilgili olumsuz yaşanmışlıklar sinemaya aktarılmalı ve halk aydınlatılmalı.
Neler denmişti neler denmemişti.
Aman Allah'ım ne çok kör ve nankörümüz var demekten kendimi alamıyorum.
Gerçeğin er yada geç kendini göstermek gibi bir huyu var. Tıpkı yalan söylemede olduğu gibi kendini açık ediyor ama kör ve nankörler başını kuma sokan devekuşları gibi üç maymun oyununu oynuyorlar. Hâlâ yerli otomobil üretemeyeceğimize inanan geniş bir kesim var.
Özel sektör tarafından yapılan ücretli yollardaki fahiş fiyatlardan bende şikayetçiyim ve bazı bölgelerde ücretsiz yolları tercih ettim. Ücretsiz yollarda nerde ise otoban kalitesinde ve duble. Şikayet edenler benim gibi ücretsiz yollardan yararlanabilir. Engel yok zorlayan da yok.
Yerli markamız TOOG gibi yeni bir gurur kaynağımız daha var. Yerli mobil telefon.İstemezükçü malum kesim istemese de yakında kullanacağız inşaallah. Çünkü hem yerli hem milli hem de daha güvenli.

30