Bir devletin en temel sorumluluğu, kendi egemenliği altında bulunan toprakların tamamında meşru otoritesini tesis etmektir. Bu sorumluluk yalnızca askerî ya da güvenlik odaklı bir mesele değildir; aynı zamanda siyasi, ekonomik, toplumsal ve diplomatik boyutları olan çok yönlü bir zorunluluktur. Suriye özelinde bakıldığında, hükümetin ülkenin tamamı üzerinde yeniden ve tam anlamıyla kontrol sağlaması bir tercih değil, açık bir şekilde ulusal bir zorunluluktur. Bu durum, hem Suriye devletinin doğal hakkı hem de halkına karşı yerine getirmesi gereken asli bir görev olarak değerlendirilmelidir.
Halep'te yakın zamanda gerçekleştirilen askerî operasyon da tam olarak bu çerçevede ele alınmalıdır. Yıllardır kente dayatılan anormal durum, yalnızca devlet otoritesinin zedelenmesiyle sınırlı kalmamış; Halep'in sosyal dokusunu, ekonomik hayatını ve güvenlik dengesini de derinden sarsmıştır. Hukukun dışında hareket eden, kendisini silahlı güçle meşrulaştırmaya çalışan bir milis yapının, şehrin kalbinde varlığını sürdürmesi ne devlet aklıyla ne de toplumsal vicdanla bağdaşabilir. Bu gerçeklik, Halep'teki müdahalenin keyfî değil, zorunlu ve gecikmiş bir adım olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.
Bu nedenle Halep operasyonu bir "tercih" değil, kaçınılmaz bir devlet refleksi olarak ortaya çıkmıştır. Operasyonun en dikkat çekici yönü ise askerî hedeflere odaklanan, sivilleri korumayı önceleyen ve mümkün olan en düşük can kaybıyla yürütülen profesyonel ve disiplinli bir anlayışla icra edilmiş olmasıdır. Bu yaklaşım, devletin güç kullanırken dahi hukuk ve sorumluluk bilinciyle hareket edebileceğini göstermesi bakımından son derece önemlidir.
Öte yandan, operasyonun ardından özellikle bazı dış çevrelerce yayılmaya çalışılan "hükümet Kürtleri hedef alıyor" yönündeki söylemler de gerçeklikle bağdaşmamaktadır. Suriye'de yaşanan sorun etnik kimliklerden değil, silahlı ve hukuk dışı yapılardan kaynaklanmaktadır. Kürtler, Araplar, Türkmenler, Süryaniler ve diğer tüm toplumsal bileşenler bu ülkenin asli unsurlarıdır. Suriye toplumu tarihsel olarak çoğulculuk ve birlikte yaşama kültürü üzerine inşa edilmiştir. Devletin mücadelesi bir halka karşı değil, silahını devletin üzerinde konumlandıran ve hukuku tanımayan yapılara karşıdır.

22