Terazinin bir kefesinde muhalif oylarla seçilip iktidara transfer olmaya göz kırpan bir belediye başkanı var. CHP'den seçilmiş ama AK Parti'ye geçeceği konuşulan Keçiören Belediye Başkanı Mesut Özarslan bu...
Diğer kefesinde ise telefonlarına çıkmayınca o belediye başkanına gece yarısı mesajla dümdüz giden bir genel başkan. Önceden yalanladığı söylentileri sormak için Özarslan'ı aradığında artık telefonlarına bile bakmadığını görüp, küplere binen CHP lideri Özgür Özel bu da...
Tartıya vurulduğunda hangisi yanlışlıkta daha ağır basıyor
Kefelere şöyle arka plan verilerini de dağıtın...
Yolsuzluk suçlamalarıyla sıkıştırılıp, korkutulup transfere mi zorlandı Dendiğine göre Özarslan, daha önce Özel'e 'iktidar partisine geçersem şöyle namerdim, böyle âdi olayım' minvalinde mesajlar iletip yalanlamış.
Son seçimlerde AK Parti Ankara Büyükşehir adayı, eski Keçiören Belediye Başkanı Turgut Altınok ise Özarslan'ı alenen yolsuzlukla suçlamış. Parti değiştirmek için ihale peşkeşi çekmenin onu kurtarıp kurtarmayacağını, böyle kıyakların transferini kolaylaştırıp kolaylaştırmayacağını sosyal medyada tartışıyor.
Yine eski başkan Melih Gökçek'in oğlu, AK Parti milletvekili Osman Gökçek, Özarslan'la ilgili yolsuzluktan suç duyurusunda bulunmuş. İçişleri, geçmişe dönük iddialar için müfettiş dahi görevlendiriyor.
AK Parti yönetiminden isimsiz bazı kaynaklar, gazetecilere Özarslan'ı partilerinde istemediklerini fısıldıyor. Ve iktidar destekçisi isimler, Özarslan gibi bir profili aralarına almamaları için AK Parti'yi açıktan uyarıyor.
Üstelik AK Parti, ilkesel olarak milletvekillerinin, belediye başkanlarının seçimle geldikleri görevi bırakmadan parti değiştirmelerine karşıydı. Siyasi ahlâksızlık ve milli iradeye saygısızlık diye. Oylarını da şahıslarına değil partilerine verilmiş oy sayıyordu.
İKTİDARIN ÖFKESİ KENDİNE BALDAN TATLI
Özel'le Özarslan'ı doğruluk ve haklılık tartısına vuracaksak kefeye bir şeyi daha koymadan eksik kalır.
Siyasette kaba, kötü sözle öfke patlaması epeydir harbilik, dobralık, sahicilik alâmeti olarak gösteriliyordu.
'Taktik maktik yok, bam bam bam' diye dümdüz gitmek normalleştirilmişti.
Öfkesini kontrol etmemek övülecek, methiye düzülecek bir dürüstlüktü. Açık sözlü olmanın gereğiydi, örnek alınacak bir tavır gibi sunuluyordu.
Siyasette sözünü esirgemenin içten pazarlığa, sinsiliğe yorulduğu anlaşılıyordu. Kibarlık önerilmiyordu. Öfke duyduğunda bastırmak, iç sesini nezaket örtüsüne saklamak neredeyse ikiyüzlülüğe çıkıyordu.
İktidardakiler ne zaman kürsüde öfke kontrolüne çağrılsa sahicilik adına tersi savunuluyordu. Haklı öfke, değil özel yazışmalarda kürsüdeyken de yutulmamalıydı.
Kılıçdaroğlu Çubuk'ta yumruklu saldırıya ve lince uğradığında suçu kendinde aramaya, halkın haklı öfkesini üstüne çekecek ne yaptığını düşünmeye çağrılmamış mıydı

7