Nusaybin-Kamışlı sınırında bayrağımızın indirildiği provokasyona tepkileri dikkatle izliyorum.
AK Parti ve MHP, Terörsüz Türkiye'yi hedef alan ağır bir provokasyon olarak tanımlıyor. İktidarın resmi tavrı da öyle.
Terörsüz Türkiye'yi sabote etmeye, baltalamaya dönük bir suikast girişimi olarak değerlendiriyorlar.
Suriye'deki gelişmelerden sonra en çok sürecin akıbeti merak ediliyordu.
YPG, Şam'a entegrasyona zor gücüyle razı edildi. Türkiye'nin koştuğu şartlarda olacak. Dengeler YPG aleyhine tümüyle değişti.
Süreç bunu atlatabilecek miydi, bir.
SDG'nin tasfiyesinden sonra bir sürece hâlâ ihtiyaç duyulacak mı, gerek kalacak mıydı, bu da iki.
Bayrak provokasyonuna tepkilerde ikisi de cevabını buldu.
Terörsüz Türkiye sürecine iktidar ortaklarının bağlılığı sürüyor. Sürecin böylece en sıkı dayanıklılık testini geçtiğini söylüyorlar.
Yani asıl şimdi başlıyor.
Öcalan'ın kendini lağvetme ve silah bırakma çağrısına PKK'nın uyması yeterli görülmüyor, Suriye'de YPG'nin de uyması şart koşuluyordu.
Örgütün bütün uzantılarını bağlar mıydı, bağlamaz mıydı; YPG'yi kapsıyor muydu, kapsamıyor muydu derken o engel de ortadan kalktı.
Bahçeli'nin ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın açıklamalarından anlıyoruz ki süreç, kaldığı yerden devam edecek.
Birinci aşama bitmiş, ikinci aşama başlamamıştı. Artık başlayacak, Meclis Komisyonu raporunu hızla tamamlayacak, "demokratik entegrasyon" düzenlemeleri için önerilerini sıralayacak.
Aksi gerçekçi olmazdı.
PKK'nın, YPG'nin kökünü kazımak, varlıklarını ortadan kaldırmak mümkün olsa çoktan yapılırdı. Öcalan'la anlaşma yoluna gidilmez, yeni bir çözüm sürecine zaten girişilmezdi.
"Suriye'de YPG'nin kökünü kazımaya ne kaldı, hazır sıkıştırılmışken ortadan kaldırılıversin, tümden silip süpürme fırsatı önümüzde dururken ne süreci, ne uzlaşması, kaçacak yerleri yok" havalarına girenlerin anlamadığı işte bu.
Peki Öcalan'ın ve paydaşı olduğu Terörsüz Türkiye sürecinin kazanan tarafta yer aldığı, YPG'yle birlikte kaybetmediği ne malum, derseniz...
BAHÇELİ'DEN DEM'E: ÖCALAN MI, KANDİL MİŞimdi sıra, PKK ile YPG'nin silah bırakıp örgütsel yapılarını dağıtmaları karşılığında onlara bir gelecek sunmakta. Sıra hakları, özgürlükleri, kimlikleri tanınan sivil siyasî aktörlere dönüşebilecekleri bir kapı açmakta.
Hem Türkiye hem Suriye'de sürdürülebilir bir barış içinde birlikte yaşama modeli kurmakta sıra.
Öcalan'ın "barış ve demokratik toplum" çağrısının öngördüğü çözüm de buydu.
Fakat öyle anlaşılıyor ki iktidar, Kandil'deki örgüt şeflerinin bu çözüme henüz ikna olmadığı, hâlâ ayak dirediği kanaatinde.

3