Yazı, sanatçı Ahmet Güneştekin'in Venedik Bienali'nde açtığı 'Sessizlik' sergisinin başarısını, Türkiye'deki dar 'sanat elitleri'nin onu görmezden gelmesiyle karşıtlaştırıyor ve bu başarının sanat otoritelerine rağmen kazanıldığını savunuyor. Yazar, hegemonlar tarafından kabul görmemenin paradoksunu vurgularken, gerçek yeteneğin hiyerarşiyi aşabileceğini öne sürüyor. Peki, sanat dünyasında meşruiyet ve seçkincilik sorgulamadan başarı hikayesini yazabilir miyiz?
Hepimiz yaşarken kendi heykelimizi yontarız ama kaçımıza hem de Venedik'te onu dikmek nasip olur
İstanbul'un devri geçmiş sanat sultası benden duymuş olmasın. Kendini hâlâ kültür- sanat hegemonu zanneden o arkadaşlar üzülecek belki...
Uzun süre yok saydıkları, sonra da görmezden geldikleri, bir türlü kabullenemedikleri, hatta modern sanat müzesi açıp bir eserini bile koymadıkları, bunca yıl Venedik Bianeli Türkiye Pavyonu'nu organize edip bir kez dahi sergilemedikleri Ahmet Güneştekin var ya... Roma'dan sonra Venedik'te de işlerini konuşturuyor.
Ne yaparsın, kaderin cilvesi işte.
İster masalsı köprülerinden geçin, ister gondollarla gezin... Bu maskeler ve kanallar şehrinde illa ki tarihi saray Palazzo Gradenigo'ya rastlarsınız.
Orada artık sizi üç sürpriz karşılıyor. Biri, üstündeki Güneştekin Vakfı tabelası. Diğeri, Sessizlik sergisini tanıtan banner. Ve hemen dış cephesindeki girintide boylu boyunca bir kadın heykeli.
Kapıdan içeri girdiğinizde ise karşınıza 3 metreyi aşan başka bir heykel çıkıyor, bir erkek heykeli. Sessizlik sergisinin başladığını haber veren sanatçıyı temsil ediyor. Güneştekin'in otoportresi aslında. İşaret parmağını dudaklarına götürerek sus işareti yapıyor.
DEVRİ GEÇMİŞ SANAT HEGEMONLARINA KÖTÜ HABER
Roma'da Ulusal Modern Sanat Müzesi'nde açtığı serginin yankısı henüz sürerken, daha senesi dolmadan şimdi de Venedik Bienali'ne damga vuracak sergilerden birini açmak az şey mi!
Dostum diye demiyorum, hepimizi gururlandırması gereken bir başarı.
Roma'dan sonra Venedik'te de İtalyan ve Avrupa medyasının ilgisini görseniz şaşardınız.
Allah var, Güneştekin'in Diyarbakır, İzmir ve en son İstanbul Feshane sergileri sanatseverlerden ve halktan muazzam ilgi gördü.
Fakat aynı şeyi kimin sanatçı, neyin sanat olup olmadığına karar vermenin tekellerinde olduğunu, kanonu kendilerinin belirlediğini sanan dar bir çevre için söylemek zor.
Kusura bakmasınlar ama Venedik Bienali Türkiye Pavyonu'nu düzenleyen İKSV de sözüm ona estetik eliti geçinen sanat hegemonlarının etkisinden kurtulamıyor.
Güneştekin'in ünü Türkiye sınırlarını aştı, onlar önyargı ve ayrımcılıklarını aşamadı.
VENEDİK BİENALİ BU YIL MİNÖR TONLARDA
Dağıtmayayım...
Yüzen şehir, sanat dünyasının merakla gözlediği bienale hazırlanıyor. Bu yılki teması Minör Tonlarda.
Yani Trump gibi büyük harflerle değil küçük harflerle konuşan işler. Kuru gürültülü sahte kıyametler değil, usulca içe işleyen deprem pandomimleri koparacak eserler...
Sanatın küresel sahnesi bu temayla kurulacak. Bienal 6 Mayıs'ta başlıyor. 100 kadar ülke, resmi pavyonlar açacak. Birkaç katı da yan etkinlik eşlik edecek. Yalnız bunlar, bienal kataloğuna giren sergilerden aşağı kalmıyor.
Birçok önemli sanatçı gibi Güneştekin de yeni âdete uyup önden sahnede yerini aldı.
2024'te satın aldığı Palazzo Gradenigo'nun restorasyonu bitmedi gerçi. Ancak tamamlanan ilk iki katına zebellâ gibi 11 bronz heykel ile büyük boyutlu 11 yağlı boya eseri yerleştirilmiş.
Ben de bir grup gazeteci ve sanatseverle dünkü ön izlemesi için Venedik'teydim.
Viyana'da, Macaristan Peç'te, Bakü'de, Roma'da hepsi prestijli müzelerde açılmış kişisel sergilerini gördüm. Güneştekin yine kendini tekrar etmemiş.
Daha üretken bir sanatçımızı ben bilmiyorum. Nasıl yetişiyor, yetiştiriyor; onu anlamakta zorlananlar kendince görmezden gelse ne yazar.
Resmi bienal pavyonumuzu gölgede bırakacağını şimdiden öngörmek kehanet olmaz.
İKİ METRELİK ZEBELLÂ GİBİ HEYKEL KİME SUS DİYOR
Sessizlik de Güneştekin'in diğer sergileri gibi büyük bütçeli bir prodüksiyon. Deli bayrağı açmaktan farksız.
Üzerlerinde iş kıyafetleri, ellerinde çalışma âletleriyle dalgın, düşünceli, koca ayaklı bronz heykeller... Bazılarındaki gaz maskesi neyi saklıyor
"Ayinesi iştir kişinin lâfa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde" dizeleriyle Ziya Paşa'ya rahmet mi okuyorlar yoksa
Peki ya iki ayrı dünya, geçmişle gelecek arasında duran şu antik kapılar. Güneştekin, Murat Ülker ve CEO'su Mehmet Tütüncü'yle birinin önünde poz verdik. Üzerindeki yağlı boya figürler hangi mitolojik sessizliğin eşiğinde, dersiniz Nereye kapanıp nereye açılıyorlar
Dilleri olsa da anlatsalar, herhalde bu suskunluklarından daha fazlasını anlatamazlardı.
Sanat ve edebiyatı geliştiren, incelten anlatım imkanları baskı dönemlerinin hediyesidir. Yüksek sesle, açıktan söylenemeyeni söylemenin yollarını ararken bulunan kaş gözle imalar, çığırtkanların bağırıp çağırmasından daha çok yankılanabiliyor.

7