Tanrıların Arabaları kitabıyla adını dünyaya duyuran İsviçreli yazar Erich von Daniken hayattaymış. 90 yaşında öldüğü haberiyle fark ettim.
Oysa bir zamanlar Elon Musk kadar sansasyonel bir isimdi. Artık uzaya dolmuş gibi uydu kaldırılıyor, fezanın sırları çözüldükçe Erich von Daniken'in fantastik teorileri daha az ilgi çeker oldu, eski popülaritesini kaybetti.
Onu ve 1968 tarihli kitabını dindarların bir dergisi tanıtmıştı bana. Ortaokul çağlarında, hafızam yanıltmıyorsa Sur dergisinin makale yarışmasına katılmıştım. İlk üçe girince de ödül olarak bu kitabı göndermişlerdi.
Piramitleri ve açıklanamayan daha birçok şeyi yapmaya uzaylıların yardım ettiğini, yeryüzüne medeniyet getirdiklerini, tapılan gök tanrılarının aslında uzaylılar olduğunu filan savunuyordu.
Dini anlatılarla, inançla barışık olmayan birinden söz ediyoruz. Kitabını bugün dindar bir yayın gençlere dağıtır, okutur mu
Pierre Boulle'nin Maymunlar Gezegeni kitabıyla da bir camide tanıştığımı yazmıştım. Kayseri'nin ücra bir semtindeki Sümer Camii'nin küçük kitaplığında.
Necip Fazıl'ın piyesleri Reis Bey ve Tohum'la birlikte Maymunlar Gezegeni de raftaydı. İlk o camide okumuştum.
Tanrıların Arabaları; tutucu, muhafazakâr bir Orta Anadolu şehrine kadar gelebilmişti. Hem de müezzin mahfilinin yanındaki kitaplıkta duruyordu.
Benzer bir çizgi romanı cami kitaplığına koydururlar mı bugün Gençleri, çocukları zehirlemekle suçlamazlar mı Koyanlar herhalde dine ters bâtıl fikirleri camide yayıp kafa bulandırıyor, diye hedefe oturtulurdu. Skandal gibi gösterilirdi.
40 sene öncesinin en uçta da olsa karşı görüşe hayat hakkı tanıyan, açık tartışma ortamında büyüdüm.
Bütün dini yapılar, bütün kesimler, bütün Türkiye böyleydi, demiyorum.
Kimsenin baskı görmediğini, kitap yasaklayan bir resmi ideolojinin devlete hâkim olmadığını, babamın polisten hiç kitap saklamak zorunda kalmadığını, en aykırı fikirlerin bile cezaevlerinde terbiye ve sindirme işleminden geçirilmediğini söylemiyorum.
Ama ben yine de şanslıydım. Dindarların yasaklarla boğuşup özgürlük talep ettiği devirlerdi.
Sümer Camii'ndeki mütevazı kitaplığın ve evimize giren yayınların okuma zevki geliştirmeme, ufkumu açmama büyük katkısı olmuştur.
BİLAL BEY'İN DİNDARLARA ÇAĞRISI
Bilal Erdoğan, dindarların iyi insanlar olduğu yargısını toplumda güçlendirmeye, yeniden yerleştirmeye çağırdı.
Demek, İlim Yayma Cemiyeti Başkanı olarak o da burada ciddi bir sorun görüyor.
Din ve ahlâk kendi nefsinde yaşamak içindir, başkalarına dayatmak için değil. Ona ikiyüzlü ahlâkçılık, deniyor. Hani hep Batı'ya yakıştırılan kusur, bizim buralara uğramaz ya...
Gerçeğimizle yüzleşmeden, başkalarını yargılayarak başlayabilir miyiz iyi örnek oluşturmaya
Değerlerinizi kendi üstünüzde sergilemedikçe dindarları iyi, doğru temsil eden örnekler olamazsınız.
Bilal Bey'in çağrısını önemsiyorum; tek eleştirim, geç kalmış bir çağrı olması. Fakat geç kalması, hiç olmamasından yeğdir.
Toplumu neyin rahatsız ettiğini, dindarlık adına nerede yanlış yapıldığını düşünme zamanı...
İnananlar için din ve güzel ahlâk, kendimizi sınırlamayı emreder. Başkalarının fikir, inanç, yaşam özgürlüklerini kendimize uydurmak üzere sınırlandırmayı değil.

5