Suud, Türkiye ve Pakistan arasında imzalanan Mekke Ortak Savunma Anlaşması, 'birimiz hepimiz, hepimiz birimiz için' diyor.
Cengâver medya yine cenge oturdu, beklenen İslam Ordusu toplanmış geliyor gibi gaza tamtamları çalıp mehteri vermeye başladılar.
İran ve uzantıları, ABD- İsrail haydutluğuna cevaben Suud'daki Amerkan üslerini meşru hedef gösterip dün dahi birini vururken oluyor.
Türkiye ve Pakistan, meselâ Husilerin Suud'a dünkü saldırısını kendilerine de saldırı olarak mı alacak
Türkiye müdahil olunca NATO'yu da müdahaleye, İran'la savaşa katılmaya sürükleyecek mi
Bir anda kendimizi İran'a karşı ABD ve İsrail'le aynı cephede bulma ihtimalimiz nedir
Ateşe atan ABD ama Suud'un İran'dan korunması Pakistan'la Türkiye'ye mi üstlendiriliyor
Bölgede sıcak savaş yaşanırken bir savunma anlaşmasına taraf olmanın akla böyle sorular ve senaryolar getirmesi doğal.
Anlaşma metniyle tarafların duyurularına da bakılırsa bu olasılık senaryoları dikkate alınmış.
Anlaşmaya göre birine saldırı, üç ülkeye de saldırı kabul edilecek. Fakat meşru savunma hakkı doğmadıkça kimseye karşı olmayıp herkese açık olacağı bildiriliyor, bu bir.
Birine saldırı hâlinde ortak savunma mekanizması otomatik mi girecek devreye, hayır. Her ülke kendi dengeleri, değerlendirmeleriyle o kararı alacak. Bu da iki.
Zaten İran Dışişleri bile Mekke Anlaşması'ndan endişeli olmadıklarını açıkladı. Kendilerine karşı düşmanca bir girişim olarak görmekten kaçınıyorlar.
Yine de yaygarayla bastırılamayacak, sakin kafayla tartışmamız gereken risklerle karşı karşıyayız. Ret ve inkâr, riskleri de kaygıları da ortadan kaldırmıyor.
İran değil İsrail tehdidine karşı kurulduğuna, Yunanistan'ı rahatsız ve tedirgin ettiğine dair antitezler ne kadar ciddi
Yani neyin içine çekiliyoruz, Mısır niye yok veya katılacak mı, başka kimler olacak
Yoksa yine abartılıyor mu, amaç sadece Suud'un yalnız olmadığını göstermek mi Sekreteryası Suud'a bırakılan önceki denemeler gibi kâğıt üstünde mı kalacak Göstermelik bir caydırma, göz korkutma hamlesi mi
Mekke Anlaşması'nı doğru anlamak için biraz geriye çekilip bakmak gerekebilir.
Bir ortak savunma taahhüdünden söz ediyoruz. Henüz Meclis onayından geçmedi.
Prof. Mensur Akgün, Karar'daki yazısında içerik kadar hukuki niteliğine de dikkat çekiyordu.
"Bence ne NATO ne de CENTO" başlıklı yazısında şunu yazdı:
"Bu bir uluslararası antlaşma değil bir anlaşma, belki de bir tür MoU (Mutabakat Muhtırası). Yani anayasal süreçlerden geçirilip üç tarafı da hukuken bağlayıcı bir metin olmayacak. Başka bir deyişle taraflardan hiçbirini diğerini savunmak amacıyla otomatik olarak savaşa sürüklemeyecek. İçinde barındırdığı siyasi muğlaklıkla bir yandan hasımları caydıracak, öte yandan da taraflara esneklik sağlayacak."
İran'ın bu aşamada niye endişelenmediğini açıklayabilir.
İstanbul'da boğaz köprüsüne üç ülkenin bayrak renklerinin yansıtılması, İslamabad'da şölenle kutlanması da buradaki caydırıcılık açığını kapatmaya dönük bir mesaj belki.

24