"Zihinlerin silâhtan arındırılması"

Yaşanan "Süreç"te devletin ulaşmak istediği sonucun "Zihinlerin silâhtan arındırılması" olduğuna dair bilgiler var. Bunu önemli buldum.

Bu tespiti, evet, bu sürecin sağlıklı sonuçlanması için hayati önemde görmek gerekir. Bunu irdelemek isterim. Yarınki yazımda bunu ele alacağım Allah izin verirse.

Ancak bu tespit, yaşadığımız bir başka gerilim noktasında da çözümleyici olabilir.

Milli Eğitim Bakanlığı'nın "Okullarda çocukları Ramazan kültürü ile tanıştırma" yönündeki genelgesinin açtığı tartışmadan söz ediyorum.

Malum laiklik tartışması…

Laiklik bir kere daha elden mi gidiyor yoksa bu uygulama laikliği anayasal ilke olarak benimsese de halkı Müslüman bir ülkede son derece tabii bir faaliyet mi sayılmalıdır

Laikliğin tanımı meselesi… Dinin kapsama alanı meselesi… Devlet – toplum ilişkisinde din konusunda denge nedir meselesi…

"Laikçilik" diye bir anlayış yaşandı bu ülkede.

Bu, halkın büyük çoğunluğunu rahatsız etti. Devlet – Toplum ilişkileri derin sancıya sürüklendi.

Sonra "İnançlara saygılı laiklik" yorumu arandı.

Sonra da "Müslüman bir ülkenin inanç özgürlüğü sorunu"nun çözümü üzerine kafa yoruldu.

İslâm'ı daha geniş boyutta öğrenmek ve yaşamak isteyenlerin özgürlüğü, kendini Müslüman olarak tanımlamakla birlikte din ile ilişkisi daha sınırlı olanların (gistemediğinde yaşamama) özgürlüğü, gayr-ı müslimlerin özgürlüğü, inançsızların özgürlüğü…

Evet özgürlük talebi çeşit çeşitti.

"Dini en geniş boyutlarıyla yaşama" özgürlüğü ile "az yaşama" ya da "hiç yaşamama" özgürlüğü arasındaki denge nasıl kurulabilirdi ve devlet burada nerede durmalıydı

Dediğim gibi "Laikçilik" diye tanımlanan ve dini alanın sert biçimde kısıtlandığı zamanları yaşadı bu ülke.

Sonra o yaklaşımın siyasi temsilcisi gibi görünen CHP'de zihni özeleştiriler gelişti. "İnançlara saygılı laiklik" ifadesi o çevreden geldi. "Helâlleşme" de yine CHP dünyasında geçmiş süreçte kırılan toplum kesimleriyle iletişim çabası oldu. Bugünkü merhalede de CHP dünyası, en azından "muhafazakâr - dindar" diye nitelenen insanlarla buluşma yolları arıyor.

Buna karşılık iktidarda Adalet ve Kalkınma Partisi var. 23 yıllık bir süre. Bu sürenin bir kısmında "laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak" suçlamasıyla kapatma davası ile karşı karşıya kaldı. İktidardaydı ama kurulu düzenin laikçi karakteri, yüzde 47 oy alan bir siyasi partiyi, üstelik iktidarda iken kapatmaya kalkışacak kadar sertti. Bu sertlik uzun süre eğitim alanında da devam etti. Başörtüsü yasağı ve İmam Hatipler – Din eğitimi konusu, kurulu düzenin "Laiklik yorumu"na tosluyordu.

Sonunda bunlar aşıldı. Başörtüsü artık hem eğitimde hem kamu hayatında var.

İmam Hatipler ve diğer din eğitimi kurumları serbestçe var oluyor, çalışıyor. Diyanet etkili bir devlet kurumu.

Ülkenin sistemi de hâlâ laiklik.

Tartışma konusu şu: Acaba laiklik bu son gelinen noktayı da çerçeveler mi yoksa laiklik "sözde" mi kalıyor

2007'nin e-muhtırasında askeri cenah "Sözde değil özde laiklik" çıkışı yapmıştı.

Son MEB genelgesine tepkinin içinde de bu e- muhtıra'nın izdüşümü var. Biraz "Laiklik elden gidiyor" öfkesi.

Bu öfkenin barındırdığı "inanç özgürlüğü – inançlara saygılı laiklik" çerçevesi nedir O zihniyet iktidar olsa, "Türkiye'nin Müslüman ülke olma" karakteri nasıl yorumlanır O zihniyet dindar – muhafazakâr insanların inanç ölçüleri çerçevesinde eğitim görme, kamu hizmetinde bulunma hakkından nasıl yararlanmasına imkân verir