"Yoksul olma"ya ömrü vefa etmedi

Memur emeklisiydi hepsi. İşçi – Bağkur emeklilerine göre görece durumları – maaşları daha iyiydi. Meselâ onların içinde herhalde en düşük emekli maaşı olan 23 bin 500 lira alan yoktu.

Eyleme geçtiler ülke çapında. Bir grubu Anayasa Mahkemesi önüne geldi, seyyanen zam konusunda eşitsizlik olduğu gerekçesiyle şikâyet dilekçesi vereceklerdi.

Onlardan birisinin "Yoksul olmak istiyoruz" sözleri yansıdı ekranlara. Seyredenler şaşırdı ne demekti yoksul olmak istemek

Açıkladı emekli, yoksulluk sınırı 121 bin 786 lira olarak açıklanmıştı Türk- İş tarafından. Açlık sınırı 37 bin 388, bekar bir çalışanın yaşama maliyeti ise 448 bin 305 liraydı. Emekli maaşı 121 bin liranın altında bulunan herkes yoksuldu, 37 bin liranın altında olanlar açlık sınırının altında yaşıyorlardı. Ülkede yoksul olmak bile bir kategori haline gelmişti.

Memur emeklilerinin eyleminde şaşırtıcı bir şey oldu. Bir ses duydu herkes, bir patlama sesi. Sonra bir kişi yere yığıldı. Bir emekli polis memuru beylik tabancasını başına dayamış ve ateşlemişti. Geride "Utanıyorum" sözü kalmıştı etrafındakilerin anlattığına göre. "Torunum oldu ona altın takamadım" mı demişti, "Ben artık geçinemiyorum. Para için değil, onurum için yaşamak istiyorum" mu demişti.

Polis intiharları vardı ayrı bir gündem olarak, çeşitli sebepler sayılıyordu, bu da emekli bir polisin intiharıydı.

Haberi duyanlar sarsıldılar. İntihar, konu kim olursa olsun sarsıcı idi.

Bir memur eyleminin içindeki intihardı bu. İnsanlar seslerini duyurmak istemişlerdi ülkeyi yönetenlere, epey bir zamandır konuşuluyordu emekli sancısı, iktidar görüyor muydu, duyuyor muydu, daha önemlisi emekliler dünyasında yaşananları hissediyor muydu

16 milyon insandı emekliler topluluğu.

Mikrofon uzatıldığında yakıcı sözler söylüyorlardı.

23 bin liralık en düşük emekli aylığı ile nasıl geçinilirdi

Emeklilerin yüzde 90'ı 25 bin liranın altında maaş almaktaydı.

Kiraya versen yiyeceğin yemeğe para kalmazdı, ekmeğe versen barınacağın yer kalmazdı...

Oğlunun – kızının yanına sığınmak ayrı bir zordu.

Pek çoğunun dünyasında "toruna bayram harçlığı" vermek veya "doğum günü hediyesi" almak bile lükstü.

Ülkeyi yönetenler emekliye verilen bayram ikramiyesini bin lira artırmak için bile kaynak bulunmadığını ilân ediyorlardı. Bir yanda bilmem kaç araçlık konvoylarla "itibardan tasarruf olmaz" özdeyişi devlette deveran ederken...

Ülke nüfusu yaşlanıyor, emekliler çoğalıyor, çalışan azalıyordu. Çalışandan kesilen prim, emeklinin sosyal sigortasını karşılamakta yetersiz kalıyordu.

Ufuk kapalıydı emekliler için. Artı "Bin" lira veremeyenler nasıl bir ufuk açabilirlerdi ki

Avrupa'da emekliler, son baharlarını ülke ülke gezerek geçiriyorlar, bunu gören emekliler dünyamız bu şartlara mahkûm oldukları için hayıflanıyorlardı.