Ve Süleymancılar operasyonu

Türkiye'nin "sımsıcak gündemleri" peşi peşine sökün ediyor.

"Etnik terör" gündemini bitirmeyi konuşurken, birdenbire "Süleymancılara operasyon" ile "dini cemaat – tarikat" gündemini yaşamaya başladık.

Kaldı ki henüz "FETÖ" ile devreye giren "dini cemaat – tarikat" gündeminin ateşi sönmemişti.

Dini cemaat – tarikatlara yönelik operasyonların, "muhafazakâr" diye tanımlanan bir siyasi iktidar döneminde yaşanıyor olması ayrıca ilginç. Çünkü bu yapılarla iktidar arasında normalde amaç beraberliği olması, o yüzden de buralardan ciddi oy desteğinin gelmesi bekleniyor. Ancak ilişkiler zaman içinde "darbe girişimi"ne ve "terör örgütü" tanımlamasına varacak kadar problem arz etmeye başlıyor.

Operasyonlar dini cemaat ve tarikatları suç isnadı kapsamında gündeme getirirken, bu yapılar, diyelim siyasetle ilişkileri, devlette özellikle yargı – emniyet – eğitim gibi hassas alanlarda kazandıkları etkinlikler, iç bünyelerinde çıkan çatışmalar, uluslararası ilişkilerindeki kuşkular ile de gündemi işgal etmekteydiler.

Son zamanlarda cemaat – tarikatlarla ilgili en az konuşulan şeyin, aslında varoluş gerekçelerini oluşturan "insanların din ile ilişkilerine sağlıklı katkı" boyutu olduğunu söylersem yanılmış olmam.

Şeyhlerin miras kavgasına tutuştuğu bir yerde hâlâ gönül eğitimi olur mu, bunu oralarda bir yerde soran – sorgulayan bulunur mu, bilmem.

24 yıllık bir iktidar söz konusu.

Ak Parti kuruluşunun 25'inci yılını daha yeni kutladı.

Bu 25 yıl içinde kurulu düzenle pek çok çatışma yaşandı, seküler cuntalaşma, yargı vesayeti olguları ile karşılaşıldı, mücadele edildi.

Ama diyelim önce yargı kollarının hamleleri ile, ardından doğrudan askeri güçlerin harekete geçmesi ile bir darbe girişimi, siyasi iktidarın "ne istedilerse verdiği" bir cemaatten geldi.

Ne olmuştu da siyasi iktidar bu darbe girişimine kadar cemaatin azmanlaştığını görmemişti

Şimdi "Süleymancılar"a operasyon yapılıyor. İktidar cenahı ısrarla operasyonun "dini faaliyetlerle ilgili olmadığı"nın altını çiziyor.

Süleymancılarla ilgili sorun yeni değil. Süleymancılar, iktidar tarafından kollanan bir cemaat de olmadılar. Bir ara iktidar adına Cemaatten hiyerarşi dışı bir adaylık tercihi söz konusu oldu. Orada gerilim oluştu. İktidarın girişimi, bir tür cemaat içinde liderlik dışında bir tasarruf idi. Cemaat onu kabul edemezdi. O zamandan beri ilişkiler düzelmedi. İktidar alan kısıtlamalarına gitti. Ama Süleymancılar kısıtlamalara rağmen faaliyet yapmakta tecrübeli idiler. Kenan Evren döneminde bile yaşamayı becerdiler.

Şimdi yapılan operasyonlar, cemaatin kolunu kanadını kıracak nitelikte. Uzun süredir üzerinde çalışıldığı söyleniyor. "İltisaklı" kabul edilen milyarlık şirketlere el konuyor, kayyım atanıyor. Bu "iltisak" kavramı, bir anlamda "dokunan yanar" tarzı kıyımlara götürüyor.

İktidar Cumhurbaşkanı Erdoğan tasnifiyle FETÖ'de de "tabanı ibadet, ortası ticaret üst katmanı ihanet" gibi bir listeleme yapmış, ancak ibadet – ticaret kim varsa dokunulmuştu.

Şimdi Süleymancılara yönelik operasyonlarda "iltisak"ın nereleri kapsayacağını göreceğiz.

Süleymancılar yurt dışında pek çok ülkede faaliyet yapıyor. Almanya'da uzun süre Diyanet ve Milli Görüş'ten farklı yapılar kurdukları biliniyor. Asya'da, Amerika'da, Afrika'da da çalışmaları var. Pek çok cemaat gibi.

Almanya'daki çalışmaların Alman istihbaratının kontrolünde yürüdüğü gibi bir not, bizim istihbaratın kayıtları arasında. Almanya bu tür yapıları, -etnik terör örgütü mensupları dahil- Türkiye ve Ortadoğu siyasetinde malzeme olarak kullanıyor.