Silivri'de ilginç savunmalar var
Silivri'de muhalefet lideri 'suç örgütü lideri' olarak yargılanırken, savcının kurguya uydurma kanıt aradığı iddiası hukuk devletine mi yoksa adaletin gerçekliğine mi işaret ediyor?
Yazar, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı davada savcının önceden oluşturduğu bir 'kurguya' kanıtları bükmeye çalıştığını; davalıların savunmalarında bu kurguyla bağdaşmayan teknik gerçeklikler sunduğunu aktarıyor. Hukuk devletinin işleyişine dair bu gözlemler, ülkede davalardan ziyade davanın mahiyetine ilişkin tartışmaları gündeme getirirken, gerçekten mesnetsiz isnatlara mı yoksa meşru soruşturmalara mı tanık olmakta olduğumuz sorusu açık kalıyor.
Çocukluğumuzda evimizde bir radyo vardı. Babam akşam ajanslarını mutlaka dinlerdi. Yassıada Mahkemeleri günleriydi.
Haber şöyle başlardı: Sanıklar getirildiler, bağlı olmayarak yerlerini aldılar.
Benzeri bir siyasi yargılama şimdilerde Silivri'de gerçekleşiyor. İBB Dâvâsı... Ekrem İmamoğlu'nun "suç örgütü lideri" olarak, onunla birlikte suç örgütünde bulunmakla itham edilenlerin yargılandığı dâvâ.
Bu ülkede Başbakanlar yargılanmış, hatta idam edilmiş, Genelkurmay Başkanı "Terör örgütü lideri" olarak suçlanıp 26 ay cezaevinde yatmış, şimdi de İBB Başkanı, Ana Muhalefetin Cumhurbaşkanı adayı sanık sandalyesinde... Binlerce yıllık hapis cezasıyla yargılanıyor.
Tutuklu sayısı 92, sanık sayısı 414, Silivri'de 40. Ağır Ceza'da davalar sürüyor. 18. Celse gerçekleşti Çarşamba günü.
Ana Muhalefetin "davaların TRT'den canlı yayınlanması" talebi oldu. Bu talep Meclis'te iktidar oylarıyla reddedildi.
Kamuoyu Silivri'de ne olup bittiğine dair sınırlı bilgiler edinebiliyor.
Bir kere 3739 sayfalık bir iddianame var. Savcılar Ekrem İmamoğlu'nu bir "Suç örgütü lideri" olarak sanık sandalyesine oturtmak için epey uğraşmışlar. Mahkeme iddianameyi kabul etmiş ve yargılamalar başlamış.
Tutuklamalar ise çok önceden, şafak baskınlarıyla gerçekleşmiş.
İktidara yakın medya ise, iddianamede yer alan henüz yargıda kesinleşmemiş iddiaları kamuoyuna servis etmeye başlamış. Bu yönüyle iş, lekelenmeme hakkına da, suç sabit görülünceye kadar herkesin masum olduğu ilkesine de, tutukluluğun istisnai olması kuralına da aykırı.
Bu yönüyle iş, daha açıkçası, son zamanlarda gazetecileri birer ikişer tutuklama gerekçesi olarak kullanılan "TCK 217-A'daki yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu"nun işlenmesinden farklı değil.
Ne yazık ki ülkemizde böyle işliyor hukuk.
Neyse, dâvâ savunmalarla devam ediyor. Bugün sütunuma, bir savunmadan örnekler taşımak istedim. Belki ilginizi çeker, güne tanıklık çerçevesinde, hukuk ve adalet adına, dâvânın diğer safhalarını da takip etme ihtiyacı hissedersiniz.
Reklam İstanbul çalışanı Yusuf Utku Şahin kürsüye çıktı ve savunmasına başladı.
"Ben hep özel şirkette çalıştım, İBB bünyesinde hiç çalışmadım. Herhangi bir kamu kurumu, ihale süreci ya da idari yapılanmayla bir ilgim veya görevim olmamıştır. Dosyada adı geçen birçok yapı ve kavramı ilk kez emniyette tarafıma yöneltilen sorular sayesinde duydum. Soruların büyük bir kısmına bu nedenle "bilmiyorum" şeklinde cevap vermek zorunda kaldım. Zira gerçekten bilgim ve bağlantım bulunmamaktadır.
Hatta bu durum o kadar açıktı ki, soruları yönelten polis memurları dahi zaman zaman şaşırmış, "acaba yanlış sorular mı yöneltildi" şeklinde kendi aralarında değerlendirmede bulunmuşlardır.
Benim herhangi bir iş yerimde kullanılan bilgisayar, telefon veya dijital materyallere de el konulmamıştır. Çünkü ben, yaptığım işin tamamen şeffaf ve teknik bir iş olduğunu bildiğim için, gerektiğinde her türlü incelemeye açık olduğumu baştan itibaren ifade ettim.
Dosyada geçen "iletişim çadırı" gibi ifadeleri de ilk kez burada duydum. Bu kavramın ne olduğunu dahi bilmiyordum. Ancak sonrasında bunun teknik olarak bir veri merkezi veya reklam analiz altyapısına benzetildiğini anladım."
İBB Dijital Yayınlar Koordinatörü Ulaş Yılmaz 'ın savunmasından:
Benim burada olmam, altı aya yakındır hapiste olmam, Hukuk Güvenliği ilkesiyle bağdaşmamaktadır. Özgürlüğümden mahrum bırakılmamın tek nedeni özensiz bir soruşturma, varsayımlara dayalı bir iddianamedir. ..... Peki ben neden işimden ve ailemden ayrıldım Günlerce tahtakuruları dolu, pislik içinde yerlerde bekletildim Aylarca cezaevinde yer yatağında yattım Neden 28 kişilik koğuşta 55 kişi dip dibe kaldım 10 metrekarede 10 kişinin neredeyse üst üste yaşadığı, leğende çamaşır yıkadığı, 55 kişi aynı tuvaleti, banyoyu kullandığı bir yerde hangi gerekçeyle tutuldum

6