Şaşırt Türkiye'yi Akın Bey

Adalet Bakanı'nın İstanbul'daki operasyonları merkezde tekrar edip etmeyeceği sorusu, güven alanı olması gereken Bakanlığın siyasi araç haline gelip gelmediğini ortaya koymaz mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Akın Gürlek'in Adalet Bakanı olarak taşıdığı 'siyasi operasyoncu' kimliğinin, Bakanlığın temel görevine ters düştüğünü iddia ediyor. CHP'li belediyelere karşı seçici operasyonlar yapılırken, 23 yıllık iktidarın potansiyel yolsuzluklarına dokunulmadığına işaret eden yazar, Adalet Bakanlığı'nın toplumsal güven inşa etme rolünü yerine getiremeyeceği endişesini dile getiriyor. Peki, bir bakanın geçmiş kimliğinden tamamen sıyrılması gerçekçi bir beklenti midir?

Akın Gürlek.

Adalet Bakanlığına getirileli 11 Şubat'tan bu yana 72 gün oldu. Aynı gün İçişleri Bakanlığına da Erzurum Valisi Mustafa Çiftçi getirildi.

Bu iki bakanlık devletin karakterini ortaya koyan hayati önemde değer taşıyor.

Son Gülistan Doku dosyası bu iki bakanlıkta gerçekleşen yanlışların ve doğruların devletin niteliğini de ne ölçüde belirlediğinin göstergesi.

Gürlek, Başsavcı olarak bulunduğu İstanbul'da yürüttüğü, siyaseti derinden etkileyen operasyonun içinden bakanlığa geldi.

"Yargı'ya güven"in diplere indiği gerçeğini besleyen bir operasyondu İstanbul'da başlayıp, her gün bir şafak operasyonu ile ülke sathına yayılan siyasi operasyonlar.

Gürlek tartışılıyordu. Bu tartışmalarla yüklü olarak bakan oldu.

Halen epey dikkat çekici bir "eylemlilik" sergiliyor. Görünmek istediği ve Yargı'da bir şeylere damga vurma amacı taşıdığı hissediliyor.

Ancak ismi etrafında yoğunlaşan hafıza, evet, bir şeyler yapabileceğinde, ama onun tam olarak bir Adalet Bakanı'na yakışacak şey olup olmadığında kuşku uyandırıyor.

Tayin edildiğinde ilk beklenti, ya da meselâ muhalefet cenahında ilk kaygı, İstanbul'da yapıp ettiklerinin benzerini, Ankara'da, merkezde, hem de daha büyük yetkiyle yapabileceği, kendisine böyle bir misyon yüklenmiş olabileceği idi.

Ama bir de "Taç başı akıllandırır" özdeyişi var ya...

O artık Adalet Bakanı idi. "Devletin dini adaletti." Tamam, Başsavcılığa göre daha siyasi bir rol idi, ama "Devletin kimyası" açısından Adalet Bakanlığı'nın herkesin güven alanı olması gibi bir zaruret de vardı. Yerlerde sürünen güveni toparlamadığınız taktirde taç taksanız ne kıymeti olurdu ki... Sonra "Yargı" dendiğinde tek tek mahkemeler değil, Bakanlığın kendisi sembol nitelik arz ediyordu.

"Güven alanı" olmak, toplumda bu intibaı uyandırmak da hayati idi. Evet, her şey "partili" hale getirilmişti memlekette, ama eski Bakan Yılmaz Tunç'un iki cümleden birisinin "Türkiye bir hukuk devletidir, Yargı tarafsızdır" cümlesi boşuna değer aşınması yaşamamıştı ki... Demek itibar da güven de, saygı da, sözle değil, icraatla kazanılıyordu.

Bakan bir hayli görünür durumda. Belli ki bunu istiyor. Türkiye, çocuk suçluluğu, digitalin hukuku, siber suçlar, çeteler, kadın cinayetleri, içinde kayıplar vs bulunduğu için kapanmayan dosyalar, vs ile Yargı'nın sürekli gündemde olduğu bir ülke...

Bir de siyaset dâvâları var. Gürlek'ten önce gelen iktidarın tavrıyla birebir bağlantılı sembol dâvâlar, bir kısmına bizzat kendisinin "marifeti" eklenen dâvâlar ve belli ki bu minvalde yenileri gelecek dâvâlar.

İktidarın "Ana Muhalefet'le hesaplaşma" için devreye soktuğu suçlamalarına maruz kalan dâvâlar..

Bütün bunlar sınayacak Bakan'ın "Adalet Bakanı" vasfını.

En son çıktığı programda meselâ "Neden AKP'lilere değil de sadece CHP'li belediyelere operasyon yapılıyor" tarzında bir eleştiri bulunduğu sorulduğunda "AK Parti'li belediyelere operasyon yapılmamış olması, yapılmayacağı anlamına gelmiyor" gibi bir cevap veriyor. Bir kere sorunun "Neden bugüne kadar olmadı" yanı eksik, ayrıca da bu cevap, toplumdaki sorgulamayı yeterince anlamamış gibi bir intiba veriyor.