Cumhurbaşkanı Erdoğan "Türkiye – Pakistan – Suudi Arabistan arasında imzalanan Mekke savunma anlaşması herhangi bir ülkeye karşı değil" dediğinde dün Karar bunu "Anlaşma İran'a karşı değil" şeklinde manşetine taşıdı.
Oysa Erdoğan'ın sözlerinde İran yoktu.
Acaba Erdoğan bu ifadeyle İran ile birlikte İsrail'i de kastetmiş olamaz mıydı Yani "Anlaşma İran'a karşı da yapılmadı, İsrail'e karşı da." Cumhurbaşkanı sözü nesnesiz bırakarak her iki şekilde anlaşılmasını da istemiş olamaz mıydı
Bölgede sıcak iki alan İran ve İsrail. İsrail Amerika ile birlikte İran'a saldırdı, yani işin saldırganlık boyutunda İsrail var. Ayrıca Türkiye hem Cumhurbaşkanı'nın hem Dışişleri Bakanı'nın ifadelerinde "saldırganlığı ve genişleme politikası" yönüyle İsrail'e tepki gösteriyor.
Ayrıca Gazze'de işlenen insanlık suçu da İsrail dosyasında yer alıyor.
Bu yönüyle üç "İslâm ülkesi"nin üstelik Mekke'de imzaladıkları bir "Savunma ittifakı"nın İsrail'e de karşı olma ihtimali akla ilk gelendir.
Ama öyle bir ittifak içinde Suud'lar yer alır mı, sorusu da hemen arkasından gelir. Türkiye de, İsrail'e yönelik bütün çıkışlarına rağmen, ABD – Trump hassasiyeti ile böyle bir anlaşmanın içine girer mi, sorusu da anlamlıdır.
Peki Mekke Anlaşması'nın İran'a karşı olma ihtimaline ne denir
İran sıcak savaşın içinde. ABD ve İsrail, İran topraklarına, okul gibi sivil alanlar dahil, Ayetullah Hameney dahil 100'e yakın üst düzey görevlinin katledildiği saldırılar düzenledi. İran da mukabil olarak İsrail topraklarını vurdu.
İran bunun yanında bölgede ABD ile birlikte hareket eden, ABD üslerine sahip ülkelere karşı stratejik saldırılar düzenledi. Bunlar arasında Suudi Arabistan da var. Ayrıca Suud'la İran, Yemen'de de vekalet savaşında karşı karşıyalar.
Bu sebeple, Suud'un yer aldığı bir anlaşmanın "İran'a karşı" olma ihtimali akla gelecektir.
Türkiye, İran savaşında Trump'ın ifade ettiği doğru ise "Savaşa girme" denilen ve o sebeple girmeyen bir ülke. Acaba Trump'ın o talebi "Türkiye'nin İran lehinde tavır alabileceği" ihtimaline binaen midir Belki. Ama Türkiye'nin, geçmişte nükleer müzakerelerde olduğuna benzer şekilde en azından bu defa İran lehine devreye girmesi beklenemezdi.
Pakistan, İran savaşında arabulucu idi. Onun da bu niteliği ile "İran'a karşı" diye okunacak bir ittifakta yer alması mümkün olmazdı.
Ama "İttifak"ın tam da bu gelişmelerin yaşandığı ortamda gerçekleşmesi, bu okumayı kaçınılmaz kıldı.
Kaldı ki, ittifakın hemen öncesinde Ankara'da NATO 3.0 diye nitelenen bir NATO zirvesi gerçekleşmişti.
NATO zirvesinden "Rusya tehdidi" çıkmıştı ama, Varşova Paktı (Kızıl tehlike)'nın dağılmasından sonra gerçekleşen NATO 2.0'dan beri NATO misyonunun, Ortadoğu'da enerji yollarını risk altına aldığı gerekçesine dayanan "Yeşil Tehlike"ye karşı pozisyon almak olduğu biliniyor.
NATO 3.0 zirvesi tam da Ortadoğu'nun kalbinde savaş yaşanırken gerçekleşti. Savaşta bir taraf ABD – İsrail ittifakı. Diğer tarafta, bir İslâm ülkesi olarak İran var.
Bir yaklaşım, İran'ın İslâm dünyasından soyutlanması – izole edilmesi yönünde. İran da kimi davranışlarıyla bu yaklaşımı besliyor.
Ancak, İran da İslâm İş birliği Teşkilâtı üyesi, halkı Müslüman bir ülke ve ABD – İsrail İttifakı, neresinden bakılırsa bakılsın bir İslâm ülkesini çökertme savaşı veriyor.

13