Venezuela -Maduro olayında bir yandan bir devletin bir başka ülkeye operasyon yapıp oranın devlet başkanını kaçırmasındaki vandallık tartışılırken alttan alta da ciddi insan hakları – demokrasi sorunu bulunan ülkelere – yöneticilere karşı bir dış müdahalenin meşru – haklı olup olmayacağı konusu taraflar oluşturuyor.
Trump'ın Maduro operasyonunda demokrasi – insan hakları hassasiyeti var mı Tabii ki yok. Oradaki vandallık, Trump gibi güç delisi bir adamın Amerikan çıkarı odaklı hesaplarıyla ilgili. Danimarka'ya herhalde demokrasi – insan hakları alanında söyleyeceği bir şey yok ama rahatlıkla "Grönland'da gözüm var onu bana vereceksiniz" diyebiliyor.
Ayrıca Gazze'deki vandalllıkta kendisini de bin kere sollamış bulunan Netayahu'yu bir yıl içinde Beyaz Saray'da 5 kere ağırlayabiliyor, Kongre'de alkışlatabiliyor.
Belli ki Trump'dan insan hakları hassasiyeti beklemek abes. ABD, hatta başka ülkeler de insan haklarını bile, çıkar hesabı çerçevesine indirgeyebilirler.
Ancak dünyada, farklı ülkelerde derinleşmek kaydıyla, bir insan hakları sorunu var. Ve "insan hakları bir ülkenin iç işleri çerçevesine indirgenemez" gibi bir genel yaklaşım da var. Birleşmiş Milletler'de böyle bir duyarlılık var, dünyadaki insan hakları ihlallerini izleyen – raporlayan uluslararası saygın kuruluşlar da var.
Uluslararası Ceza Mahkemesi gibi kuruluşlar da bu tarz ihlalleri gündeme alıyor, yargılamalar yapıyor. (Gazze vahşetinden dolayı Netanyahu'nun mahkûm edilmesi gibi)
Ayrıca bizim de kuruluşuna katkı sunduğumuz Avrupa Konseyi bünyesinde bir Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) var, biz de Anayasamızda (90. Madde), üstelik bizzat Ak Parti iktidarlarının öncülüğü ile AİHM kararlarını, "bağlayıcı" kabul etmişiz. Yani insan hakları söz konusu olunca dış müdahaleyi bizzat kabul etmişiz. (Son zamanlarda iktidar çevreleri AİHM kararlarını "siyasi amaçlı" gerekçesiyle uygulamaktan kaçınıyor.)
Maduro haberleriyle birlikte dünyaya Venezuela'dan tepkiler yanında sevinç gösterisi yapan kitlelerin görüntüleri de yansıyor.
Bunlar "Maduro'dan kurtulduk" gösterileri. İşte tam burada devreye giriyor Türkiye'ye veya insan hakları sorunları bulunan başka ülkelere yönelik "dış müdahale" tartışmaları. (Bunun ucu malum, "iç dinamiklerle demokrasi gerçekleşebilir mi, manda yönetimleri ile halk kitlelerine refah sağlanır mı"ya kadar gidiyor.)
İran'da ekonomik tepkilerle rejim karşıtı tepkiler sokak hareketlerinde birleşiyor. Acaba Trump zaten bir süre önce İsrail'le birlikte vurduğu İran'a da müdahalede bulunur mu Şimdi sokakta gösteri yapanlar Trump'ı alkışlar mı
Bir ara mevcut iktidar da Kaşıkçı cinayeti dolayısıyla Suudi Arabistan'a, 15 Temmuz'daki rolü sebebiyle Birleşik Arap Emirlikleri'ne, Mursi'yi devirdiği için Sisi'ye sert tavır koymuştu. Sonra real-politik bu tepkileri aşındırdı ve o zamanki hassasiyetlerin unutulması tercih edildi.
Böyle Venezuela – Maduro gibi otoriter yönetimlerle ilgili sarsıcı olaylarda şöyle veya böyle Türkiye'nin de hatırlanması iyi değil. Ak Parti iktidarının ilk yıllarında böyle bir durum da yoktu ayrıca. Hatta 15 Aralık 2004'te, Avrupa Parlamentosundaki Türkiye'nin AB üyelik müzakerelerinin başlamasıyla ilgili oylamada sergilenen o "EVET – EVET"ler fotoğrafı unutulmazdır.
Oradan otoriter yönetim tartışmalarının Türkiye'yi de içine aldığı bugünlere… Hani düşmanlar seviniyor dense yanlış olmaz.
İsrail yanlısı ve Türkiye'ye düşmanca yorumlarıyla bilinen ABD'li yazar Michael Rubin, "Maduro'nun geçmişi Erdoğan'ın geleceği mi" başlıklı bir makaleyle devreye girerken, "Failos Kranidiotis" isimli Yunan bir sosyal medya kullanıcısı da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yapay zeka ile montajlanmış bir görselini

11