Bugün günlerden cuma. Cuma namazı var. Hutbede ne anlatılır bilmiyorum. Şu sıralar pek çok Müslüman, Kur'an ayetlerinin gerçekte kime hitap ettiği ya da kimlerden bahsettiği konusunda derin tereddütler yaşıyor.
Meselâ Kur'an'da, "Allah iye karşılaşmayı akıllarına getirmeyenler"den bahsediliyor. "Dünya hayatına razı olup onunla tatmin olanlar"dan bahsediliyor. "Allah'ın ayetlerinden gafil olanlar"dan, diğer ifadeyle "ilahi uyarıları göz ardı edenler"den... Bunları "Ahireti – öte dünyayı, öldükten sonra dirilip dünyada yaşadıklarının karşılığını görmeyi öteleyenler" diye tanımlamak yanlış olmaz sanırım. (Enfal, 20-23, Yunus 7-8)
Kur'anda "Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter." Şeklinde bir ayet var. (İsra, 14)
Acaba o kitap ne, kim okuyacak
Kur'an'da, bir de "işittik dedikleri halde gerçekte işitmeyenler" ya da "işitmedikleri halde işittik diyenler" ifadesi var. (Enfal, 21)
Bunları Kur'an müfessirleri (yorumcular)nin inkârcılar (kafirler), münafıklar (Müslüman görünüp gerçekte inanmayanlar) ya da diyelim o dönemde yaşayan Yahudiler olarak anladıkları görülür.
Bir anlamda "Ötekiler"dir tanımlananlar.
Oysa Kur'an 6' ncı asırda, yani bundan 1500 yıl önce inip hitabı – mesajı o çağda tükenen bir Kitap değildir. Kur'an bir insan tipi çiziyor ve insan nesli var oldukça, o tipin içine kim giriyorsa onu kapsıyor.
Kur'an'ı öncelikle ona inanıp, oradaki ilahi mesajları hayatına taşıma sorumluluğunu kabul etmiş, ikrar etmiş olanlar, özgün ifadesiyle "ona iman etmiş olanlar" anlayıp, hayat haline getirmekle sorumludurlar.
Kur'an ayetleri "ötekiler"i yargılamak için araçsallaştırılacak kriterler değil.
"İkra kitabek"teki kitap, herkesin kendi adına yazıp geleceğe, "likaullah – Allah ile buluşma" zamanına gönderdiği metinler. "Hesap sorucu" olarak tanımlanıyor "Kitap" alıntıladığımız ayette. Bugün, bu dünyada iken "hesap sorucu" konumda olanlar da bir "Hayat kitabı" yazıyorlar ve "Orada" "Oku kitabını" hitabına mazhar olacaklar.
Ülkemizde, "muhafazakâr" diye de tanımlanan belki "dindar" kapsamında da değerlendirilecek insanların, hatta 25 yıldır ülkeyi yönetme konumunda olan insanların, dini açıdan da "Günah" diye tanımlanacak bir takım işler içine girmiş olmaları durumu, inanç – insan ilişkileri açısından da tartışma konusu oluyor. Sürecin en "sembolik" simasının, "başörtülü bir siyasetçi" olması da tartışmanın eksenini oluşturuyor. Erkeklerde hangi niyetle bırakıldığı anlaşılamayah "sakal"ı göz ardı edersek, başka "islâmî sembol" bulunmuyor ama onlar da kimliklerini, alavere – dalavere ile edinilmiş özel uçaklarla umre – hac ibadeti (!) yaparak ortaya koyuyorlar.
Ardından tabii olarak "Bu nasıl Müslüman" ya da "Bu nasıl Müslümanlık" sorusu geliyor.
Hatta bu sakil görünümler yüzünden, İslâm adına bilgilenme imkânı gördüklerinden ve izlenimlerinden ibaret olan gençlerin din ile ilişkilerinin yaralanmasından endişe ediliyor.
Tabii endişe edecek kadar duyarlılık kalmışsa...
Kur'an'da, "öte dünya"da, ahirette inançsızların nasıl yargılanacağına ve ne ile karşılaşacaklarına dair de pek çok ayet var.
Ama "İslâm dairesine girdikten" sonra orada yol almayanların, bu işi

2