Gannuşi'ye de adalet İmamoğlu'na da...

''Gannuşi – İmamoğlu paralelliği var mı" başlıklı Pazar günkü yazıma Yasin Aktay , pazartesi günü Yeni Şafak'ta yayınlanan "İmamoğlu'dan bir Gannuşi çıkarma ihtimaline sarılma çaresizliği" başlıklı yazısıyla cevap vermiş.

Ben İmamoğlu'ndan Gannuşi çıkarma ihtimaline sarılan bir çaresizlik sergiliyormuşum... Şapka çıkarıyorum Müslüman aydın, siyasetçi ve de sosyolog Yasin Bey kardeşimin ferasetine

O benim çizgimi "Erdoğan'a öfke İmamoğlu'na bağlılık" ihtimalleri içinde okuduğu için bütün yazıyı da bu perspektife oturtmuş.

Oysa ne "Erdoğan'a öfke" saikiyle yazıyorum ne de "İmamoğlu'na bağlılık" gibi bir siyasi tavrım var. Sadece kurulu düzenin tepe noktasında Erdoğan var, kurulu düzen en çok yargı alanında S.O.S veriyor, "yargının siyasallaşması" diye bir olgu en sıcak tartışma alanı ve Ekrem İmamoğlu da, Kavala ve Demirtaş gibi başka sembol isimlerle birlikte "siyasal yargı"nın hedeflerinden birisi olarak tartışılıyor.

Akın Gürlek de kısa süre içinde içinden geçtiği görevlendirmelerle bu sürecin sembol isimlerinden birisi olarak tartışılanlar arasında.

"Gannuşi – İmamoğlu paralelliği var mı" sorusuna, Yasin Aktay gibilerinden gelecek itirazı bildiğim için, ayrıca öyle düşündüğüm için, daha yazımın başında, şu şerhi düşmüşüm:

"Türkiye'de olan bitenlerle Tunus'ta olan bitenler arasında bir paralellik var mı

Nahda hareketine ve Gannuşi'ye karşı yapılanlarla CHP ve İmamoğlu – Özel ikilisine yapılanlar arasında bir paralellik yani

Şu hemen söylenebilir

Ne Nahda ile CHP arasında, ne de İmamoğlu – Özel ikilisi ile Gannuşi arasında ideolojik bir paralellikten söz edilemez. Kısaca ifade etmek gerekirse, CHP, Türkiye'de laik – sol çizgiyi, Gannuşi ve Nahda ise, "demokratik İslâmcılık"tan "muhafazakâr demokrat" çizgiye evrildiği söylenecek bir siyasi yapıyı... " temsil ediyor.

Sonra paralelliğin çerçevesini ortaya koymuşum:

"Paralellik.

Tunus'ta yine Gannuşi'nin desteği ile Cumhurbaşkanı seçilen Kays Said isimli bir profesörün, iktidarda bir bakıma darbe gerçekleştirerek bütün gücü elinde toplaması...

Bizde ise basbayağı halk oyu ile getirilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin giderek tek kişinin hakimiyetini içeren bir yapıya dönüşmesi...

İlginç olan şu, gelinen noktada iki ülkede de sistemin "Yargı" üzerinden işleyen bir otoriterliğe dönüşmüş olması..."

Cevap yazısında Yasin Aktay tam da benim işaret ettiğim gibi "Benzer görünen tek şey, yargının siyasetteki rolü üzerine yapılan tartışmalardır" diyor. Hemen ilave ediyor: "Fakat aynı kavramların kullanılması, aynı olguların yaşandığı anlamına gelmez" miş, ayrıca da "Karşılaştırmalı siyasette en büyük hata, farklı gerçeklikleri aynı kalıba zorla yerleştirmek"miş.

Yasin Aktay, "Türkiye'de Yargıya güvenin aşınması" gibi, "İmamoğlu'na yönelik yargı etkinliklerinin siyasi saikle yürütüldüğü" gibi bir kamuoyu algısının varlığından habersiz gözüküyor. Nasıl oluşmuş olabilir acaba böyle bir algı üstelik medyanın büyük kısmının iktidarın kontrolünde olduğu bir zeminde

Yasin Aktay bir ülkeyi anlatırken şu cümleleri kurmuş: