İBB Başkanı ve CHP'nin tutuklu Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu bir X mesajında "Ekrem İmamoğlu'nun katılamadığı, özgür bir şekilde yarışamadığı bir seçim, Cumhurbaşkanı'nın meşruiyetinin bittiği bir seçim olur" dedi.
Bu ifadeler, bir noktadan bakıldığında bir siyasetçinin "aşırı benlik gösterisi – narsizm" olarak okunabilir. İktidar cenahından bu tür yorumlar gelmesi de tabiidir.
Ancak Türkiye'nin Ekrem İmamoğlu ismi etrafında olağandışı bir siyasi süreç yaşadığı da bir vakıadır.
"Erken öten horoz" nitelemesi yapılsa da İmamoğlu, ana muhalefet partisi tarafından Cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilmiş ve konulan sandıkta 15.5 milyon insan, özgür iradesiyle, onun adaylığını desteklediğini ortaya koymuştur.
Bunda, iktidarın İmamoğlu'na yönelik baskılarının etkisi var mıdır, tabii ki vardır. Ama siyaset de böyle etkilenmelerle oluşur.
İmamoğlu, Beylikdüzü'nden yola çıkarak, üçü İstanbul Büyük Şehir olmak üzere dört seçimde Erdoğan'ın da katıldığı seçim kampanyalarına rağmen, üstelik oyunu artırarak kazanan bir isimdir.
Bir kere Erdoğan cenahında "İmamoğlu hassasiyeti" bu karşılaşmalarda ortaya çıkmıştır.
Erdoğan'ın 2028'de de cumhurbaşkanı adayı olma ihtimali -kendisi çok net talep ifade etmese de- baskındır.
İlginç olan şu ki, bütün kamuoyu araştırmalarında İmamoğlu, Erdoğan'ı ciddi oy farklarıyla geçmektedir.
İmamoğlu'na yönelik yargı operasyonları tam da bu sebeplerle mi devreye girmiştir
Bu ihtimali reddetmek, kabul etmekten çok daha zordur. Evet, İmamoğlu'na yönelik iddialar vardır ama Türkiye'de, rakip siyasetçilerin yargı yoluyla devre dışı bırakılması uygulamaları da vardır ve "karine"ler, İmamoğlu operasyonlarında bu ihtimali daha çok ortaya koymaktadır.
Zaten iç kamuoyu da ağırlıkla bu yargı süreçlerinin "siyasi maksatlı" olduğunu ortaya koymaktadır. Bu algının, Türkiye'nin yaşadığı olağanüstü dönem algılarıyla paralel seyrettiği de bir vakıadır.
Algının özeti net olarak şudur: "İmamoğlu yargı yoluyla tasfiye edilmek istenmektedir."
İmamoğlu'na yönelik operasyona, yine yargı üstünden, ana muhalefet partisine yönelik operasyonlar eşlik etmiştir, etmektedir.
Bunlar da "siyasetin normali" değildir.
Bir başka şey: İmamoğlu operasyonunun başlatıldığı 19 Mart'tan bu yana CHP lideri Özgür Özel, her hafta Çarşambaları İstanbul'un bir ilçesinde, hafta sonları da Anadolu'nun bir ilinde olmak üzere 80 miting yapmıştır. Bu mitinglerin bir araya getirdiği insan kütlesi, normalin ötesindedir, üstündedir. Ortada hiçbir seçim emaresi olmamasına rağmen, ister iktidara tepkinin ister İmamoğlu'na desteğin yansıması olsun, Türkiye'nin olağanüstü bir siyasi tansiyon içine girdiği açıktır.
Bu arada ilginç öneriler getiriyor Özgür Özel. İmamoğlu dâvâsının TRT'den bir kanalda canlı yayınlanması talebi bir örnek. "Yargılanmaktan korkmuyoruz, kimse yargıdan muaf olmasın, ama millet bilsin kim neden yargılanıyor, millet versin kararı" çağrısı bu.
"Ben dosyaya hakimim, çağır kimi çağırırsan, istediğin kanalda İmamoğlu dosyasını tartışalım" çağrısı meselâ.
Çok daha ilginci, İstanbul – Beşiktaş'taki son mitingde on binlerce kişinin önünde, Cumhurbaşkanı ve Ak Parti Genel Başkanı Erdoğan'a "İstanbul seçimini yenileyelim, çağrısında bulundu, benim adayım belli, Ekrem İmamoğlu. Sen istediğin, en güvendiğin adayı çıkar. Benim bir şartım var. Seçimleri yapacağız, kararı İstanbullular verecek, ondan sonra yakamızdan düşeceksin, tüm arkadaşlarımız tutuksuz yargılanacak. Hodri meydan!"

3