CHP'nin "Hürmüz'ü var mı

Devlet gücünü siyasileştiren iktidar, muhalefeti 'mutlak butlan' tehdidiyle ezmeye çalışırken, İran'ın 'Hürmüz' stratejisi gibi Türkiye'nin iç siyasinde dengeleyici bir güç çıkabilir mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, Türkiye'deki 'partili' Cumhurbaşkanlığı sisteminin iktidar-muhalefet arasında asimetrik güç dağılımı yarattığını, devlet kurumlarının siyasallaştırılmasıyla CHP'nin sistematik olarak zayıflatıldığını ileri sürmektedir. Bunu, İran'ın asimetrik direniş stratejisine karşılaştırarak, halkın taşıyamayacağı yükten kurtulmak için bir yol bulabileceği uyarısını yapıyor. Peki, seçim mekanizması gerçekten bu kadar güçlü bir 'Hürmüz' boğazı olabilir mi?

Sıcak savaşla siyaset tabii ki aynı şey değil. Ama benzerlikleri var. Hatta tıpkı "diplomasi" için dendiği gibi "siyaset" için de "Siyaset, savaşın silahsız yürütülen hali; savaş ise siyasetin silahlı yürütülen halidir" denir. Söz, 19. yüzyıl Prusyalı askeri stratejist Carl von Clausewitz'e aittir.

Yaşanan İran savaşına ve bizim içerdeki siyasi mücadeleye baktığımızda ilginç benzerlikler görmemek mümkün değil.

Haziran'daki 12 günlük savaş, ardından 28 Şubat'tan bu yana yaşananlar, ABD – İsrail ikilisinin İran üzerine bütün kuvvetleriyle abanışı ve "İşi çoktan bitti" denen İran, bugün itibariyle 53'üncü gününe giren süreçte Trump'ı çılgınlaştıracak bir direniş gösteriyor.

Dünya İran'ın ABD – İsrail'e karşı bu asimetrik güç dengesi içinde böylesine bir performans gösterebilmesini çok dikkat çekici buluyor.

Oysa daha ilk planda, yeni bir savaş yöntemi olarak, İsrail saldırılarının Ayetullah Hameney dahil, genelkurmay başkanı dahil, nerede ise tüm liderliğini imha etmesi karşısında İran'ıın ayakta durabileceğine inanılmazdı. En azından psikolojik olarak çekmesi beklenirdi. İsrail, Lübnan'daki Hizbullah liderliğini de böyle imha ederek yola çıkmıştı. Oysa Hizbullah da henüz hayattaydı. Trump'a gelinirse, o zaten İran'ı "medeniyetiyle birlikte" bin kere mezara gömmüştü. Olmadı.

İran birdenbire iç direnç mekanizmaları yanında "Hürmüz"ü keşfetti. "Kapatıyorum" dedi. Dünya kıvranmaya başladı. Uzun menzilli balistik füzeleri de bölgedeki ABD yandaşlarına epeyce zayiat verdiriyordu ve işte 53 gündür haritadan silinmemişti. Nerede ise tüm dünya "Hürmüz"le yatıp "Hürmüz"le kalkar hale gelmişti. Pazarlardaki biber fiyatları bile Hürmüz diye sızlanıyordu. Tabii ki Trump da.

Gelelim iç siyasete

Neyse buraya kadarki girizgâhtı. Türkiye'ye gelelim:

Türkiye'deki sistem, "partili" Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, siyasette iktidarla muhalefet arasında asimetrik bir güç dağılımı yapıyor. Bir kere Cumhurbaşkanı "partili." Cumhurbaşkanı "Devletin de Ak Parti'nin de başı." Sonuçta "Devlet" ile "parti başkanlığı" aynı kişilikte toplanınca, bu iki yapının iç içe geçmesi gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Oysa Devletin ülkedeki her vatandaşa ve siyasi kuruma eşit mesafede olması gibi bir gereklilik var. "Parti çıkarının öncelendiği" her durum, Devlet'in tavrını hukuk adına da etik adına da sakatlar. Hele Yargı kurumunun siyasi mücadelede devreye sokulduğu intibaı doğrudan Yargı'nın güven skalasını aşağılara indirir, ki indirmiş durumda.

Türkiye, 31 Mart 2024'ten beri sıkıntılı bir durum yaşıyor. Bu tarih, iktidar partisi olarak Ak Parti'nin ikinci parti pozisyonuna düştüğü, elindeki bir çok belediye başkanını Ana Muhalefet'e kaybettiği tarihtir. İstanbul – Ankara gibi sembol şehirler zaten 2019 seçimlerinde kaybedilmişti. 2023'te Erdoğan Cumhurbaşkanı seçilmişti ama bir yıl sonra siyasetin rengi değişmişti.

Siyasi partiler için belediyeleri yani yerel idareleri kazanmak son hedef değildir tabii ki. Merkezi iktidarı da kazanacaksınız ki tüm ülkeye hizmet imkânı bulabilesiniz. CHP de, belli ki belediyelerden merkezi iktidara yürüyecekti. Merkezi iktidar demek ise odağında "Cumhurbaşkanlığı"nın olduğu bir yapı idi.Halihazırdaki "merkezi iktidar" kendini devam ettirmek istiyor ise "merkezi iktidar"ın yeni taliplerini bir biçimde engelleyecekti. İşte Türkiye, 18 -19 Mart'tan bu yana bu "bir şekilde"nin Ana Muhalefet olarak cHP'ye anasından emdiği sütün burnundan getirildiği bir sürece tanıklık ediyor.

Denebilir ki "Devlet", iktidar partisinin ana muhalefetin iradesini çökertmek için seferber edilmiş durumda. Malum, savaşların hedefi de düşmanın iradesini felce uğratmaktır.

İlk planda İran'ın liderlik kadrosunun deyim yerinde ise