Senin de suyun ısındı" yollu mesajlar atmıştı birtakım insanlara. Beştepe cenahından... Cumhurbaşkanı Başdanışmanı sıfatıyla sesleniyordu. Bu salvoları oralarda normal karşılandı.
Ancak bu defa görevden alındı. Azerbaycan'daki başörtü yasaklarına tepki vermişti. Oktay Saral'dan bahsediyorum.
Bakü'den görevden alınmasını talep eden sert açıklamalar geldi, gerilim epeydir sürüyordu, Cumhurbaşkanı Erdoğan sessizdi ancak son olarak Aliyev ile bir görüşme yaptı. Saral ondan sonra görevden alındı.
Bir süredir, evet Azerbaycan ile bir gerginlik yaşanıyor. "İki devlet bir millet" sıcaklığı, bir hayli sarsılmış durumda.
Türkiye'den liselerdeki başörtüsü yasağına karşı tepkiler yükseldi. Azerbaycan'dan, Aliyev'in partisinden zehir zemberek açıklamalar yapıldı.
Açıklamalar zehir zemberekti gerçekten, adını vermeden Türkiye "Hegemonik arayış" içinde olmakla suçlanıyor; Azerbaycan'ın buna boyun eğmeyeceği ifade ediliyordu. Ülkenin nasıl yönetileceğine Bakü karar verecekti. Din ile ilgili uygulamanın çerçevesini de Bakü çizecekti vs.
Bu arada, başörtüsü yasağı konusunda tepki veren Yeniden Refah lideri Fatih Erbakan dahil 31 kişinin Azerbaycan'a girişi yasaklandı.
Evet, gerilimin sebeplerinden birisinin başörtüsü konusu olduğu böylece ortaya çıkmış oldu. Ancak bu sert tepkilerin sadece başörtüsü ile ilgili olmadığı da görülmeliydi. Onun için başlık başlık konulara bakma gereği var:
Başörtüsü: Bu konuda Türkiye'nin yaşadığı fevkalade sıkıntılı bir tecrübe var. O tecrübe doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan ile de ilgili. Partisi "Laiklik karşıtı eylemlerin odağı olmak" suçlaması ile kapatılmak istendi, laiklik karşıtı eylemlerden birisi de başörtüsünü savunmak, yasaklara karşı çıkmaktı.
Kurulu düzen bir laiklik yorumu yapıyor, başörtülü eğitimi de başörtülü kamu görevini de laikliğe aykırı bularak yasaklıyordu. Binlerce kız öğrencinin eğitim hayatı bu yaklaşımla engelleniyordu.
Ortada Müslüman bir toplum, laik bir sistem vardı. Sorun, Müslüman bir toplumun dini nasıl yorumlayacağı, hangi görevleri yerine getireceği, buna ise kurulu düzenin ne kadar müsaade edeceği noktasında toplanıyordu.
Özgürlükçü bir laiklik yorumu yapılıp, insanlara inançları çerçevesinde yaşama imkânı tanınacak mıydı, yoksa "Hâkim irade olarak bizim din tarifimiz bu, bu çerçeve dışına çıkana müsaade etmeyiz" gibi bir tavır mı sergilenecekti
Türkiye bu tartışmayı aştı, hem eğitim hayatında hem kamu görevinde başörtülü olarak çalışabilme imkânı sağlandı. Şu anda Bakü yönetimi, Türkiye'nin aştığı statüyü hayata geçirmeye çalışıyor. Bakü'nün yaklaşımını Fransa sergilese Fransa'ya, Amerika sergilese Amerika'ya tepki gösterilir Türkiye'den. İnsan hakları ihlâli nereden gelirse ona tepki gösterilir.
Bakü'nün İran ya da Selefi akım kaygısıyla başörtüsüne yasak uygulaması sağlıklı değil, doğru değil. Şunu söylemem gerekir: Müslüman bir toplumu yöneten siyasi kadronun "İslâm'ı tanımlama" yoluna gitmek yerine, herhangi bir hukuksuzluk söz konusu değilse, insanların inançlarını özgürce yaşamalarına zemin hazırlanması daha doğrudur. Başörtüsü sınırlaması devam ettiği takdirde, Türkiye'den olmasa, dünyanın başka yerlerinden özgürlük savunucusu çevrelerden tepki gelecektir.
Türkiye'den gelen tepkilerin Aliyev yönetimi ile alıp veremeyeceği bir şey olamaz. Ama insan hakları sorunu, milli sınırları aşıyor ve zaman zaman Türkiye'nin bizatihi kendisi de başka hukuk ihlâlleri sebebiyle muaheze ediliyor.
Öfkelenmeye ve başka sebeplerle oluştuğu anlaşılan problemleri kız öğrencilere okul kapısını kapatarak çözmeye kalkmak sağlıklı değil.
Hegemonya suçlaması: Bakü ile gerilimde, çok önemli, aslında başörtüsü meselesinin de içinde mütalaa edileceği sorun, "Hegemonya algısı"

9