AK Parti 25'inci kuruluş yıldönümünü kutladı. Bu sürenin 24 yılı iktidarda geçti.
Kuruluşundan bir yıl sonra iktidara gelmek ve ondan sonraki bütün yıllar, üstelik Cumhuriyet tarihinde başka hiçbir siyasi partiye nasip olmayacak sürede iktidarda olmak, sırf bu yönüyle coşkulu kutlamayı hak eden bir durum.
Ak Parti de 14 Ağustos'ta bu kutlamayı yaptı. Herkesin kabul ettiği bir gerçek, "Devlet o" idi. Kutlama da "Devlet şaşası" halinde gerçekleşti.
Böyle, uzun süre iktidarda bulunan ve iktidarın "Bir" numarası olan kişiler, şaşalı kutlamaları hak ederdi, Tayyip Erdoğan da, siyasi yasaklı olması sebebiyle, AK Parti iktidarının Abdullah Gül'ün başbakanlığı dönemi olan ilk dört ayı hariç bütün zamanlarda "Bir" numara oldu. Son kutlamalarda göklere silüeti çizildi. Abdullah Gül Cumhurbaşkanı kendisi Başbakan olduğu dönemlerde de "Bir" numara idi, kendisi Cumhurbaşkanı Ahmet Davutoğlu Başbakan olduğu dönemde de "Bir" numara idi, kendisi "Tek otorite" olduğu 2018 sonrasında zaten "Bir" numara idi.
Onun için zaman zaman seslendirdiği "Bu işin sorumlusu benim ben" ifadesi yerine oturan bir ifadedir.
Kutlamalarda şaşaa olması normaldir. Kimse "Ayranım ekşi" demez. Ak Parti kutlamaları da "övgü" ağırlıklı olmak durumunda idi, övgülerin Tayyip Erdoğan üzerinde yoğunlaşması da, "lider kültü"nün baskın olduğu her toplumda olduğu gibi bizde de tabii olmuştur.
Geçen 25 yıl, Türkiye'nin hayatından geçmiştir. O yüzden ülke için iyi, bu ülkede yaşayanlar için iyi geçmesi beklenir. Çünkü giden yıllar geri gelmiyor, bu süre içinde gerçekleşmesi beklenip de gerçekleşmeyenler, toplumun ve ülkenin hayatında "Eksi"ler hanesine yazılıyor.
Zaman zaman, bilmem şu tarihte aynı şartlarda yola çıktığımız falanca ülke nerde biz nerdeyiz gibisinden... kıyaslamalar yapılır. Almanya örnek gösterilir meselâ, Japonya örnek gösterilir, 2. Dünya Savaşında yer bir olan... Güney Kore örnek gösterilir...
Bu örneklerde aradan geçen 10 yıllarda o ülkelerin başka şeyleri konuşulur hale geldiği, Türkiye'nin ise sancılarının bitmediği görülür ve hayıflanılır. İşte geçen bu zamanların 25 yılıAK Parti iktidarına aittir.
Cumhurbaşkanı Erdoğan bu süreyi sembolik olarak ifade etmek üzere hepsi aynı gün doğan 25 yaşındaki gençlerle buluştu meselâ. 25 yaşındaki gençler başka iktidar bilmiyor meselâ.
Ak Parti bu 25 yılda övgüye layık işler yaptı elbette ki. Yola "3 Y" diye ifade edilen "Yoksulluk, yasaklar ve yolsuzluk" la mücadele vadiyle çıktı, bunlar ülkede o günün hastalıklarıydı.
Bakıldığında onların bir kısmı bir kısım insan için gitti evet, ama başka insanlar, hem de milyonlarla ifade edilen insanlar bu üç hastalık yanında pek çok hastalıkla boğuşur hale geldi.
Ak Parti'nun kurucuları arasında bulunan, bu dönemde Başbakanlık, Cumhurbaşkanlığı, Meclis Başkanlığı, Hükümet sözcülüğü yapmış olan ve çok rahatlıkla "Ağır top" olarak nitelenen isimler, diyelim Abdullah Gül, diyelim Bülent Arınç, "Ah ilk yıllar vah ilk yıllar" diyor ısrarla. "Fabrika ayarları"nda bir şeyler olduğu, az – çok akli selim sahibi partililerin ortak kanaati.
Yani bu 25 yıla büyülenmişliğin ötesinde, "Başka alternatif yok"un ötesinde, ülkeyi önceleyerek, bu ülkede yaşayan insanların mutluluğunu önceleyerek bakmak lâzım.
Diyelim şu Cumhurbaşkanı'nı ziyaret eden "25'li gençler" içinde sayıları, hem de TÜİK tarafından 6.5 milyonu bulduğu bildirilen "Ne eğitimde ne işte" oldukları, hâlâ babalarından harçlık almak zorunda bulundukları, bu yüzden de kişilikleri ezilen

26