1000 lirayı açıklama yükü

Böyle artışları Cumhurbaşkanı Erdoğan açıklardı. En düşük emekli maaşındaki artışı neden sayın Cumhurbaşkanı değil de Ak Parti grup başkanvekili Abdullah Güler açıkladı

Çok görkemli olmadığı için mi

Görkemden geçtik, açıklamaya değmediği için mi

Ondan da geçtik hatta böyle bir rakamı açıklamak emekliler nezdinde çok tepki çekeceği için mi

Meclis onaylarsa en düşük emekli maaşı 1000 (yazı ile bin ) lira artışla 20 bin lira olacak.

Bu, Türk – İş'in belirlediği 29 bin 628 liralık açlık sınırının çok altı.

Asgari ücret (28 bin 075 lira 50 kuruş) de açlık sınırının altında.

Dar kapsamlı (3 milyon 98 bin), geniş kapsamlı (12 milyon) işsizlerin zaten maaşı yok.

Dul, yetim maaşları çok çok daha az.

İşsizler, en düşük emekli maaşı alanlar, asgari ücretle çalışanlar, dul ve yetimler…. Aşağı yukarı en iyimser rakamla 20 milyonluk bir kitleyi oluşturuyor. Ülke nüfusunun dörtte biri… Asgari ücretin bir tık – iki tık üstü olanları dikkate alırsanız toplumun yarıdan fazlası ediyor.

2025 yılı enflasyonu TÜİK'e göre yüzde 30.89.

2026 sonundaki enflasyon beklentisi yüzde 23.95… Piyasa çok daha üstünde bir rakamı bekliyor.

Hükümet 2027'de bile enflasyonun tek rakama (yüzde 7 gibi) düşeceğini iddia ediyor. Yüzde 7 bile -tutturulabilirse- Avrupa ülkelerinin yıllık enflasyonunun çok üzerinde.

Bütün bu rakamlar, en azından 2027 sonuna kadar fiyatların yükseleceğini ortaya koyuyor.

Şu anda enflasyon sıfır olsa, yani hiç fiyatlar artmıyor olsa bile, ülke insanının en az dörtte biri açlık sınırının altında bir hayat sürüyor durumda.

Ne demek bu

Türkiye'yi yönetenler bunun, bu insanlar için ne demek olduğunu yeterince tasavvur edebiliyorlar mı

Geniş kitleler böyle bir tasavvurun yönetim dünyasında bulunmadığı kanaatinde olmalılar ki, "Gelsinler bir hafta bizim gibi yaşasınlar" çağrısında bulunuyorlar.

Bir anlamda yeni yıl ile birlikte her şey belirlendi. Umutların sınırı ortaya çıktı. En son 1000 liralık bir ufuk kondu emeklinin önüne, asgari ücretlinin umudu açlık sınırının altında seyredecek, işsize umut nerde, diye sorulursa, onu herhalde sadece biz değil, ülkeyi yönetenler de bilmiyor.

Çok kötü bir şey bu.

Baba – Anne, emekli olduktan sonra bile bir ev sahibi olamadığı, şu anda da ev kirasını ödeyemediği için oğulun – kızın evine taşınıyor. Bunun psikolojik ağırlığını yüklenmek kayıyla…

Evlat, işsiz kaldığı için, ev kirasına yetemediği için, çoluk çocuğu ile birlikte baba evine taşınıyor, bunun psikolojik yükünü yüreğinde hissederek.

Üniversite mezunu moto-kurya olur, ya da kasiyerlik bulursa kendini şarslı hissediyor.

Evlenme yaşına gelen evlenemiyor. Ne işte ne eğitimde olanlar (hâlâ) babadan – anneden harçlık istemenin stresini yükleniyor.

Birlikteliğini sürdüremeyen evliler boşanamıyor. Nafaka, ayrı ev, şu bu… nasıl taşınacak

Çocuk… Ah çok çocuk! Ah 1.48'e düşen doğum oranı. Ah nüfus yaşlanması… Ah çalışan – emekli dengesindeki fırtına…