Türkiye'nin dış politika sorunu

Devletlerin, çıkar çatışmaları nedeniyle dış sorunlarla karşılaşmaları doğaldır. Diplomasinin görevi bu sorunları çözmektir.

TÜRKİYE'NİN DİPLOMASİ GÜCÜ

Türkiye Cumhuriyeti, daha kurulduğu yıllardan başlayarak dış sorunları başarıyla çözmüştür. Bu sorunların başında 1923 Lozan Antlaşması ile ülkenin bağımsızlığının ve Misakı Milli sınırlarının dünyaya kabul ettirilmesi; kapitülasyonların kaldırılması gelir. Lozan'ı, 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi; 1938 Hatay'ın Türkiye Cumhuriyeti'ne katılması; 1960 Kıbrıs, Londra ve Zürih antlaşmaları ve nihayet 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı, sonrasında da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin (KKTC) ilanı izlemiştir.

Bunlara, Ege kıta sahanlığı konusunda Yunanistan'ın Bern Mutabakatı'na razı edilmesi; Ege'de karasularını 6 milin üzerine çıkarmasının önlenmesi, Taşoz ve Kardak Adası sorunlarında geri adım atmaya zorlanması da eklenmelidir. AKP ve Erdoğan'ın iktidara gelmesiyle dış politikada durum tersine dönmüştür.

KIBRIS

"Kıbrıs sorunu" Kıbrıs Türkleri ve Türkiye için 1974 Barış Harekâtı ile çözülmüş, Türkiye, barışın kalıcı olabilmesi için "iki devletli" çözümü benimsemiş ve KKTC ilan edilmiştir. AKP'nin büyük bir yanlış yaparak KKTC'yi kabule zorladığı Annan Planı'nın, Kıbrıs Rumları tarafından reddedilmesinden sonra bugünlerde BM genel sekreteri, Kıbrıs'ta eskiye dönüş için "federal çözüm"ü KKTC'ye ve Türkiye'ye dayatmaya hazırlanıyor. BM genel sekreterinin ve AB'nin benzer girişiminin amacının, Rum-Yunan çıkarları doğrultusunda, Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye Cumhuriyeti'nin Kıbrıs'taki kazanımlarının geri almak olduğu, görülüyor. İktidar sessiz!

EGE VE DOĞU AKDENİZ

Türkiye Ege Denizi'nde, Yunanistan'ın giderek daha cüretkâr ada işgalleriyle, antlaşmalarla askerden arındırılmış adalara asker ve silah yığmasıyla; karasularını 6 milin üzerine çıkarma söylemleriyle; ABD ile Ege'de Türkiye'yi kuşatma (Dedeağaç Üssü vb.), AB ile birlikte Deniz Koruma Alanları ilanı eylemleriyle karşı karşıyadır ve iktidar bunları da sadece izlemektedir.

İktidarın sessizliği ve eylemsizliği Doğu Akdeniz'de de sürmektedir. İsrail, Yunanistan, GKRY hatta Suriye Doğu Akdeniz'de deniz yetki alanları konusunda işbirliği yaparak bu alanlarda, ABD ve AB şirketleriyle ortak eylemlerde bulunurken Türkiye gerek nazari olarak (deniz yetki alanlarının ilanı) gerek fiilen (araştırma ve sondaj gemilerimizin bölgeden çekilmesi vb.) kendisini Doğu Akdeniz'den soyutlamaktadır.

ORTADOĞU

İktidarın yanlış Suriye politikası ve Erdoğan'ın Büyük Orta Doğu Projesi (BOP) Eş Başkanlığı hevesi ile ABD'nin peşine takılması Türkiye'nin Ortadoğu'da AKP iktidarına kadar yüksek olan etkisini ve ağırlığını sıfırlamış; laik, demokratik bir ülke olarak Arap ülkeleri halkları için "örnek Türkiye" imajını yıkmış; bölgede İsrail'in konumunu güçlendirmiş, İsrail'e karşı denge unsuru İran ile Türkiye'yi karşı karşıya getirmiş, bölgede Suriye, Irak, İran ve Türkiye'den bölümlerin katılacağı bağımsız bir Kürt devletine giden yolun taşlarının döşenmesini kolaylaştırmıştır.