Ne yaptığını bilmemek

Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarının kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, emperyalizme karşı zafer kazanan tek devlettir. Türkiye'nin, Lozan Antlaşması, Balkan Paktı, Sadabad Paktı, Montrö Sözleşmesi, Londra ve Zürih (Kıbrıs) Anlaşmaları ve Kıbrıs Barış Harekâtı ile sürdürdüğü dış politikanın temel ilkeleri tam bağımsızlık, komşularla iyi ilişkiler ve emperyalizme karşı olmaktır.

IRAK-KÖRFEZ SAVAŞI

Zücaciye dükkânına girmiş fil gibi Türkiye'nin altını üstüne getiren Turgut Özal, "bir koyup üç almak", "Musul'u almak" düşüyle ABD ve İngiltere'nin peşine takılıp, emperyalizme hizmet ederek Türk dış politikasının bu temel ilkelerinden ayrılmıştır. Sonuçta Türkiye büyük ekonomik kayıplara uğramış, Irak bölünmüş, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi (IKBY) kurulmuş ve ABD ile IKBY'den destek gören PKK terörü ile baş başa kalmıştır.

SURİYE

Dış politikada ikinci büyük kırılma noktası, Özal gibi o da Türkiye'nin tüm devlet düzenini altüst eden Erdoğan iktidarının, bu kez Şam Emevi Camisi'nde namaz kılmak düşü ile ABD emperyalizminin peşine takılmasıdır. Sonuçta Türkiye milyonlarca Suriyeli sığınmacının yarattığı ekonomik ve demografik sıkıntılar yaşamış, bölünen Suriye, ABD-İsrail mandası bir ülke olarak bir teröriste teslim edilmiş ve Suriye'de de PKK uzantısı SDG kisvesi altında ayrılıkçı Kürtler devlete ortak olmuştur.

İRAN

İran, oyunun üçüncü perdesidir. ABD-İsrail ikilisi, İran'a saldırmakla kalmayıp bir yandan Türkiye'yi savaşa çekmeye, bir yandan da Suriye'den Irak'a taşıdıkları PKK-SDG Kürt ayrılıkçılarını da kullanarak İran'da bir Kürt ayaklanması çıkarmaya çalışmaktadır. Irak ve Suriye örneklerine bakarak savaşı kaybederse İran'da da bir Kürt bölgesi ortaya çıkacaktır. Sonraki aşamada, bu üç ülkedeki özerk Kürt yönetimleri birleşerek Ortadoğu'da bir Kürt devleti kuracaklar sıra Türkiye'deki Kürt ayrılıkçıların bu devlete eklenmesine gelecektir.

BARRACK İTİRAF EDİYOR

ABD ve İsrail'in yukarıda kısaca özetlediğim Ortadoğu ve Kürt politikası birkaç gün önce, ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Barrack tarafından açıkça ifade edilmiştir. Barrack, Kürtlerin bugüne kadar uluslaşamadıklarını, kendi devletlerine sahip olamadıklarını ancak şimdi Erdoğan ve Fidan sayesinde çözüm sürecinin çok iyi geliştiğini, PKK'nin SDG kisvesiyle Suriye'de devlette yer almasının da etkisiyle, dört ülkedeki Kürtler arasındaki anlaşmazlıkların giderileceğini ve Kürtlerin nihayet ulus olabileceklerini, nasıl yönetilmek istediklerine kendilerinin karar vereceklerini açıklamış. özüm sürecinin gerçek amacının ne olduğunu da böylece ilan etmiş.

TÜRKİYE NE YAPIYOR

in, Arap ülkeleri ABD'yi desteklemeye devam ederler ve İran etkisiz hale getirilirse, hepsinin İsrail'in hegemonyası altına gireceklerini söylüyor ki pek haksız sayılmaz. İran etkisizleştirilirse sıranın Türkiye'ye geleceğini Barrack bile anlatıyor. Bunlar olurken Erdoğan-AKP iktidarı ne yapacağını bilemez görünüyor.

Fidan, savaş öncesinde İran dışındaki Ortadoğu devletleri, Mısır, Suudi Arabistan, Hindistan ve Pakistan'la işbirliği/ittifak görüşmeleri yapıp İran'ı yalnızlaştırıyor. Şimdi de Körfez ülkeleri, Mısır, Ürdün, Lübnan, Suriye, Azerbaycan ve Pakistan Dışişleri Bakanları ile Riyad'da toplanıp İran'ı kınayan bir bildiriye imza atıyor. Böylece, Türkiye'nin de bir Irak, Suriye olmasının önündeki son engel olan İran'ın etkisizleştirilmesinden yana tavır koyuyor. Belki de gelecekteki tek müttefikini düşmanlaştırıyor. Bu yanlış politikadan hemen dönülmelidir. İran'a ABD-İsrail saldırısına ve İran'ın yok edilmesine karşı çıkmak, İran'ı emperyalizmin saldırılarına açık hale getiren molla rejimini desteklemek değil, Türkiye Cumhuriyeti'nin "ulus devlet" niteliğini ortadan kaldırmayı amaçlayan emperyalizme karşı tavır almak ve doğal müttefikini kaybetmemektir.