NATO zirvesinin Türkiye'ye maliyeti

İttifakların bir bedeli vardır. NATO da istisna değildir. Önemli olan, bedel ile yararın orantılı olmasıdır. AKP ve Erdoğan iktidara gelinceye kadar Türkiye NATO'da bu dengeyi tutturabilmiştir.

TÜRKİYE'NİN NATO ÜYELİĞİ

İstiklal Savaşı ile başlayan Türk-Sovyet iyi ilişkileri, 1925 Dostluk ve Tarafsızlık Antlaşması ile sonuçlanmıştı. SSCB'nin, Montrö Konferansı sırasında, Türk Boğazları'nda Sovyetler'i önceleyen düzenlemeler yapılması girişimleri ve 1939'da, Sovyet taleplerinin olmasa da beklentilerinin gündeme gelmesiyle ilişkilerin seyri değişmeye başlamıştır. SSCB'nin II. Dünya Savaşı'nın son yılında, resmiyete dökülmeyen Kars-Ardahan'a ilişkin söylemleri dikkate alınmasa da boğazları birlikte savunma resmi önerileri, Türkiye'de SSCB'ye dönük güvenlik endişelerinin canlanmasına yol açmıştır. Türkiye'nin NATO üyeliği (1952) bu gerçekler ışığında değerlendirilmelidir. SSCB'nin, Stalin-Roosevelt-Churchill, Yalta görüşmelerinden de aldığı cesaretle Doğu Avrupa ülkelerini işgaliyle somutlaşan Rus tehdidi açısından NATO, 1990'lara kadar Türkiye'ye, gerek duyduğu güvenceyi sağlamıştır.

'NATO GÖREV ALANI'

Varşova Paktı (VP) ve SSCB'nin dağılmasıyla NATO'nun işlevsiz kaldığı söylense de ABD'de Neocon'ların, Rusya'da Putin'in iktidara gelmesi, kısa süren ortaklık (Partnership) yaklaşımının terk edilmesine ve giderek bir ABD (NATO)- Rusya rekabet, çatışma atmosferine girilmesine yol açmıştır. O dönemde, bugünü de etkileyen en önemli gelişme, ABD'nin Afganistan'ı işgal eden Rusya'ya karşı kullanmak üzere yarattığı Taliban'ın İkiz Kuleler saldırısının, bir NATO ülkesine saldırı kabul edilerek NATO'nun Afganistan'a müdahalesi böylelikle "NATO sorumluluk alanı-NATO görev alanı"nın Avrupa dışına doğru genişlemesidir.

ANKARA ZİRVESİ: İRAN VE UKRAYNA

Ankara NATO zirvesinin en önemli kararı, İran'ın nükleer silaha sahip olmasına izin verilmeyeceğinin sonuç bildirisine girmiş olmasıdır. Böylece NATO Afganistan örneğinin de ötesine geçmekte ve hiçbir üye ülkeye saldırı olmaksızın, görev alanını İran'ı da kapsayacak biçimde genişletmektedir. ABD ve İsrail'in (özellikle Trump ve Netanyahu'nun) İran ve Ortadoğu politikaları ve İran düşmanlığı ışığında bu karar Türkiye'nin başına ciddi dertler açabilecektir. Rusya'nın İran ile ilişkileri ve ABD-İsrail politikalarına karşı tutumu, ayrıca in'in İran ve Ortadoğu politikaları da düşünüldüğünde, NATO'nun İran kararı Türkiye için ciddi bir potansiyel sorundur.

Batı'nın kışkırttığı Ukrayna savaşı, Rusya'nın bir kez daha Avrupa için bir tehdit olarak görülmesi sonucunu doğurmuştur. Trump'ın Avrupalıları kendi güvenliklerini sağlamak zorunda bırakmakla tehdit ederek daha çok Amerikan silahı almaya zorlamak için savunma harcamalarını artırma dayatmasına zemin hazırlayan bu savaş, Türkiye'nin savaşa asker göndererek katılmasına kadar varan beklentileri gündeme getirdiği için Türkiye açısından riskli diğer sorunu oluşturmaktadır. Avrupa'ya istenen biçimde yardım etmesi Türkiye'yi sadece karada değil Karadeniz'de de Rusya ile karşı karşıya getirecektir.