Bağımsız dış politika

Suriye ve İran'da yaşananlar, Türkiye açısından, üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken gelişmelerdir.

SURİYE'DE NE OLUYOR

Şara yönetiminin, SDG unsurlarının, Halep'in üç mahallesini terk etmesi için yaptığı harekât, amaç ve arkasındaki güçler yönünden dikkatle irdelenmeyi gerektiriyor.

Harekâtın ABD ve İsrail'in bilgisi hatta onayı olmadan yapılması, Şara hükümetinin niteliğine aykırıdır. ABD ve İsrail'in, Suriye, SDG ve Ortadoğu'da bir Kürt devleti yaratılması politikalarında bir değişiklik mi var SDG'nin Suriye'de ayrılıkçı politikasına destek geri mi çekiliyor Şara hükümetinin, "SDG unsurlarının, üç mahalleyi terk edip, Suriye'nin, SDG denetimindeki kuzeydoğusuna çekilmesi koşulu", bu soruların yanıtını oluşturuyor ve harekâtın bu politikalara uygun olduğu izlenimini veriyor. atışmalar uzayınca Barrack'ın Suriye'ye koşması ve SDG'ye değil Şara'ya itidal önermesi bu izlenimi destekliyor. Şara'nın koşulu, Suriye'nin üniter bir ulus devlet olmayacağını, SDG'nin Suriye'nin kuzeydoğusunda özerk bir güç olarak tanındığını teyit ediyor. Harekâtın, Suriye'nin bütününde de etkili olmayı planladığı anlaşılan SGD'nin bu beklentisinin ABD-İsrail planlarına uymadığı için yapıldığına işaret ediyor.

Bu gelişme Türkiye'nin, Suriye'nin üniter bir ulus devlet olması, SDG'nin, Suriye yönetimi ve ordusu ile birleşmesi talebinin gerçekleşmeyeceğini, Türkiye'nin Suriye politikasının çöktüğünü gösteriyor.

DEM NE İSTİYOR

DEM yöneticilerinin ve bazı Kürt grupların, Halep harekâtına eleştirileri, talep edildiği takdirde Türkiye'nin Suriye hükümetine destek olacağı açıklamalarına karşı tutumları, DEM'in, SDG'nin Suriye'nin sadece kuzeydoğusunda değil bütün Suriye'de söz sahibi olmasını beklediğini gösteriyor. Öcalan gibi DEM'in de Türkiye'de bitirilmiş olan ayrılıkçı Kürt hareketinin, Suriye'den, daha da güçlü biçimde yürütülmesini umduğu ve bu beklentinin tehlikeye girmesinin DEM'i ve arkasındaki güçleri rahatsız ettiği anlaşılıyor. Bu da DEM'in, Türkiye partisi olma ve "çözüm süreci"nin Türkiye'yi terörden arındıracağı, Öcalan'ın barış istediği, SDG üzerinde de etkili olarak bunu sağlayabileceği savları ile çelişiyor.

İRAN ÖNEMLİ

Suriye'nin bölünmesi artık bir gerçek. Trump'ın tonu artan tehditleri, sıranın İran'a geldiğini gösteriyor. ABD ve İsrail'in İran'ı etkisizleştirme, Irak ve Suriye gibi bölme planlarının yaşama geçirilmesi için bir bahane olarak kullanılacağı anlaşılan iç karışıklıklar, Türkiye'yi yakından ilgilendiriyor.

İran, 1979 sonrasında, özellikle kadın hakları ve özgürlükler açısından çağın çok gerisinde olan rejimini Türkiye'ye de ihraç için çaba göstermiştir. Ancak İran, Ortadoğu'da gerek Arap devletleri gerek İsrail'e karşı bir denge unsurudur. Arap devletlerinin yöneticileri laik ve demokratik Türkiye'den haz etmiyor olsalar da halklarının, 2002 öncesi Türkiye'ye, "örnek ülke" olarak baktıkları unutulmamalıdır. Türkiye'ye yaklaşımları tartışmalı, hemen tümü ABD etkisinde olan Sünni Arap yönetimleri karşısında Şii İran, önemli bir denge unsurudur. İran'ın bu niteliği, Türkiye için, iyi ilişkiler sürdürülmesi ancak çok dikkatli olunması gereken İsrail bakımından da önemlidir. Bunlara, İran'ın, kendi ülkesinde bulunan Kürt nüfus nedeniyle, ABD-İsrail'in Büyük Kürdistan projesine karşı durulması açısından taşıdığı önemi de eklemek gerek. Özetle, İran'ın barış ve istikrar içinde, üniter bir ulus devlet olarak devamı Türkiye'nin ulusal çıkarlarına uygundur. İran'ın nükleer silah sahibi olması ise Türkiye'nin çıkarına değildir. Bu konuda geçmişte Brezilya ile bir olup İran'ın nükleer silah programına zaman kazandırmak ne kadar yanlış idiyse, İran'ın Ortadoğu'da Arap ülkeleri ve İsrail karşısındaki denge unsuru niteliğinin korunması ve Kürt ayrılıkçılığı ile ortak mücadele de o kadar doğru bir politikadır.