Rabbimizin özel kulları engelliler
Ahmet Gülümseyen
(*) Her insan hayatı boyunca sağlıklı ve mutlu olmak ister. Bunun için de elinden gelen gayreti göstermeye çalışır. Ancak bazı olaylar ve durumlar vardır ki, hayatın istediğimiz gibi olmadığını bizlere gösterir. Mesela, yeni doğacak çocuğunun özlemiyle hazırlıklarını yapan bir anne doğum esnasında beklenmedik bir durum sebebiyle engelli annesi olabilir. Trafik kazası, deprem, sel, yangın, iş kazası gibi her an beklenmedik durumlarla karşılaşabiliriz. İster doğuştan isterse sonradan olsun bu durumların hayatın bir gerçeği olduğunu kabul etmek zorundayız. İnsan, imtihan için gönderildiği bu dünyada yaratıldığı ilk günden beri kimi zaman istemediği, beklemediği durumlarla karşılaşmış, karşılaşmaya da devam etmektedir…
Engellilik ve ağır hastalıklar da insanın beklemediği, kolay kolay kabullenemediği durumlardır. İnsanlık tarihinde engellilik konusu birçok alanda tartışılmış ve engelliler toplumun her kademesinde var olmuş, var olmaya da devam edecektir. İhmaller, tedbirsizlikler, hastalıklar, iş ya da trafik kazaları, doğal afetler… Bizim elimizde olan ya da olmayan sebeplerle engelli olmak dünya hayatının kaçınılmaz sonuçlarındandır. Yapılacak olan bununla başa çıkabilmeyi ve insanca yönetebilmeyi becerebilmektir. Hayatta hiçbir şeyin garantisi yoktur. Bu hayatta insan ya engelli ya engelli yakını ya da engelli adayıdır. Bu konuda gerekli tedbirleri alarak, tedavi olarak ve rehabilitasyon hizmetlerinden faydalanarak hayatımızı daha yaşanılır hale getirebiliriz… Engelli kavramı; zihin, ruh, beden ve uzuvlarda bulunan bir ârıza ve hastalık sebebiyle hayatını sürdürmede, işlerini görmede ve topluma uyum sağlamada sıkıntısı olan kişileri ifade eder. Engelliler "özürlü" kavramı ile de ifade edilmektedir. Özürlüler hakkında hazırlanan kanun tasarısında "engelli" şöyle tanımlanmaktadır: "Doğuştan veya sonradan, herhangi bir hastalık veya kaza sonucu, bedensel, zihinsel, ruhsal, sosyal, duyusal ve duyusal yeteneklerini çeşitli derecelerde kaybetmesi nedeniyle toplumsal yaşama uyum sağlama ve günlük gereksinimlerini karşılamada güçlükleri olan bireydir."
Toplumda, birbirinden farklı imkânlara ve özelliklere sahip olan insanlar vardır. Zengin, fakir, genç, yaşlı, kadın, erkek, amir, memur, sağlıklı, engelli gibi farklı özellikte insanların varlığı hayatımızın şekillenmesinde de etkili olmaktadır. Nasıl ki, yapboz parçalarından bazıları eksik olduğunda resim anlamsız olursa, toplumu güzelleştiren de aslında bu farklılıklarımızdır. "Rabbinin rahmetini paylaştırmak onlara mı düşmüş Dünya hayatında onların geçimliklerini biz paylaştırdık. Bir kısmı diğerini istihdam etsin diye kimini kiminden derecelerle üstün kıldık. Rabbinin rahmeti onların biriktirdiklerinden daha hayırlıdır". (Zuhruf,43.32) Bu ayette, farklı farklı imkânlarda olmamızın sebebi açıklanmaktadır. Her şeyin sahibi olan Allah'u Teâlâ mülkünde istediği gibi tasarrufa sahiptir. Herkesin eşit şartlarda bulunduğu bir ortamda hayat yaşanmaz hale gelir. Mülkün kime ait olduğunu unutmadan, zekât, sadaka gibi mali destekle zengin - fakir arasında denge sağlanırken, farklı meslek grupları da aralarında koordineli çalışarak toplumun ayakta durmasına katkı sağlamaktadır. Bir toplumda temizlikçi, fırıncı, terzi, inşaatçı, amir, memur, işçi vb. herkese ihtiyaç vardır…
Bu farklılıkların, insanlar arasında bir üstünlük ölçüsü olmadığını Kuran-ı Kerim'den ve Hz. Peygamberin hadislerinden öğreniyoruz. Allah katında her insan değerlidir. "Ey insanlar! Şüphe yok ki, biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık ve birbirinizi tanımanız için sizi boylara ve kabilelere ayırdık. Allah katında en değerli olanınız, O'na karşı gelmekten en çok sakınanınızdır. (sorumluluk duygusu taşıyanınızdır) Şüphesiz Allah hakkıyla bilendir, hakkıyla haberdar olandır." (Hucurat, 49.13) Hz. Peygamber de bu konuda şöyle buyurmuştur: "Allah, sizin dış görünüşlerinize ve mallarınıza bakmaz, ancak kalplerinize ve amellerinize bakar."( Müslim, Birr, 34 )
Engelli ve ailesinin yaşadığı olumsuz gibi görünen bu durumun arkasındaki hikmeti bizler bilemeyiz. Rabbimiz hayrın içinde şerri, şerrin içinde hayrı gizlemiştir. Yaşadığımız her olay bizlere birçok şey öğretir. Sabır ve şükür çizgisinde geçireceğimiz dünya hayatında bizim için neyin hayırlı neyin hayırsız olduğunu ancak bizi yaratan ve yaptıklarımızın hesabını soracak olan bilir. "Size zor geldiği halde savaş üzerinize farz kılındı. Hakkınızda hayırlı olduğu halde bir şeyden hoşlanmamış olabilirsiniz. Sizin için kötü olduğu halde bir şeyden hoşlanmış da olabilirsiniz. Yalnız Allah bilir, siz bilmezsiniz." (Bakara, 2.216)
Hayır ve şerrin Allah'tan geldiğine inanarak üzerimize düşeni yapıp sonucu O'ndan bekleyerek manevi huzuru ve mutluluğu yakalayabiliriz. Hayat sadece dünya hayatından ibaret olmadığından, yaşadığımız olumsuzlukların ahirette dengeleneceğini ve manevi kazanımlara sebep olacağını Rasul-i Ekrem (s.a.v) şöyle müjdelemektedir. "Batan bir diken bile olsa Müslüman'ın başına gelen her bir musibeti, Allah onun günahlarına kefaret kılar." Hatta onu bir derecede yükseltir.
"Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla; mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele!" "Her can ölümü tadacaktır. Denemek için sizi kötü ve iyi durumlarla imtihan ederiz. Sonunda bize geleceksiniz." (Enbiya,21.35) Hepimiz biliyoruz ki, herkesin imtihanı kendine göre çetindir. Kimi malıyla, kimi fakirlikle, kimisi eşiyle veya çocuğuyla, kimisi hastalıkla ve kimileri de doğuştan veya sonradan meydana gelen engellilikle imtihan edilir. Allah'u Teâlâ kullarına hiçbir zaman zulmetmez, haksızlık da etmez. "Şüphe yok ki Allah zerre kadar haksızlık etmez; o zerre, bir iyilik ise Onu katlar, kendi katından da büyük mükâfat verir." (Nisa,4.40) "Bende söz değişmez ve ben asla kullara zulmetmem." (Kaf,50.29)

19