Özel gereksinimli (engelli) bireylerin en vazgeçilmezi hareket ve egzersiz.
Böylesi bir sürecin ne kadar önemli olduğunu, hayatın her aşamasında, örnekleriyle görmek mümkün. Hasta yatağından veya içinde yer alınan olumsuz ruh halinden sıyrılarak sahaya inmek.
Çekilen 'oku', menzille buluşturmak.
Düne kadar 'Birileri gelse de...' denildiği süreçte, anlaşıldı ki kimse o kapıyı çalıp, katılımcı olma adına bir el vermedi. Bir başka örnekte, 'Birileri düşünse de...' anlayışı kaçınılmaz oldu.
Sonucun olumsuzluğu, bir nevi 'engellemeydi'. İşte o engellerin aşılması ve harekete geçilmesi, zor olanın üstesinde gelinmesi, bugünkü yazımıza konu olan 'harekete' geçme ve 'sağlıklı' kalma anlamına geliyor...
Hayatta en zor olanı, kişinin kendi ihtiyaçlarının giderilmesi ve başkasının eline bakmaması.
O nedenle hayatın her aşamasında 'balık' yemekten daha çok, 'balığı' tutmanın, tutturmanın öğretilmesinin daha faziletli olacağı kanaatine kapılanlardan olduk. İyi ki de kapılmışız! Başka türlü işin içinden çıkmak güç olurdu.
Dahası insanın 'kulun' eline bakmasını kaçınılmaz kılardı.
Ne demek istiyoruz
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Mahinur Özdemir Göktaş, görme engelli vatandaşlar için, hayatın her alanında daha bağımsız ve aktif rol alabilmeleri için var güçleriyle çalıştıklarını ifade ederken, bir başka açıklamasında, 2002'de 5 bin 777 olan engelli memur sayısının 82 bin 626'ya çıkardıklarının önemine vurgu yapıyor.
Bakan Göktaş'ın açıklamalarına göre tüm bunların nedeni engelli vatandaşların toplumsal hayata uyumlarını sağlayarak yaşam kalitelerini arttırmak, manası taşıyor. Bakan dahil, madem durumun hassasiyeti herkes için biliniyor, yaşanmışlıklardan dersler çıkarmak, kültür, sanat, spor v.b., kişinin sağlığına kavuşup, sosyalleşip, geçimini sağlayıp, dahası kimseye muhtaç olmadan ayakları üzerinde bağımsız hareket edeceği her türlü uygulamanın içerisinde yer almak gerekmez mi Şimdi 'masa'da cevap bekleyen şu soru var; Peki, bu nasıl olacak Örneklerle konuyu açmak, anlaşılma ve neticeye gitmeyi kolaylaştıracaktır, sanırız...
"DAHA ÖNCELERİ HEP, EVE KİLİTLİYDİM"
Sporun özel gereksinimli (engelli) bireylerin hayatında önemine açıklık getiren, çok sayıda 'yaşanmışlıkları' var.
İşte onlardan birisi de kas erimesi nedeniyle tekerlekli sandalyeye bağımlı yaşayan 30 yaşındaki Ali Tarımak. Tarımak'ın, Anadolu Ajansı'nda Müslüm Etgü imzasıyla yer alan haberi, alınması gereken önemli derslerle dolu; "Şanlıurfa'nın merkez Eyyübiye ilçesinde yaşayan Ali Tarımak'a, lise son sınıf öğrencisi iken yaşadığı sağlık sorunlarının ardından gittiği hastanede kas erimesi teşhisi konuldu.
Hastalığı nedeniyle tekerlekli sandalyeye bağımlı yaşayan Tarımak, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Engelliler Koordinasyon Merkezi ile tanıştı ve kendisine uygun bir spor branşı arayışına girdi.
Engelinden dolayı sadece boccia yapabileceğini öğrenen Tarımak, 2 yıl önce engelli beden eğitimi öğretmeni Yavuz Öndem aracılığıyla tanıştığı bu sporla yaşama tutundu.
Bu süreçte Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi Engelliler Koordinasyon Merkezi'nde boccia ile tanıştığını aktaran Tarımak, şöyle konuştu: "Yavuz Öndem'in önderliğinde yaklaşık 6 ay çalışarak 2025 yılında Kocaeli'de düzenlenen şampiyonada takım olarak birinci olduk. Daha önceleri hep, eve kilitliydim. Bu sporla tanıştıktan sonra farklı insanları tanıdım.

10