Demokrasimizin uzun yolculuğu

Bugün, siyasî tarihimizde "Demokrasi Bayramı" olarak adlandırılan 14 Mayıs 1950 seçimlerinin yıl dönümü.

14 Mayıs, sadece bir seçim günü değil; modernleşme adı altında sefahet-i mutlakın topluma zerk edildiği, istibdad-ı mutlakın "Cumhuriyet" adı altında mutlak otoriterizme ve dinsiz bir rejime dönüştürüldüğü "tek adam -tek parti" döneminin seçimler vasıtasıyla sona erdirildiği, devlet-toplum ilişkilerinin yeniden tanımlandığı, milletin tekrar söz hakkını elde edebileceği inancının müşahhaslaştırıldığı bir kırılma anıdır. Bu seçimlerin millet nezdinde uzun yıllar "Demokrasi Bayramı" olarak anılmasının arka planında ise uzun bir demokrasi mücadelesi yatmaktadır.

Namık Kemal'in "Ne efsunkâr imişsin ah ey didar-ı hürriyet!" diyerek aşkını ilân ettiği, Bediüzzaman'ın "Ey hürriyet-i şer'î! Öyle müthiş ve fakat güzel ve müjdeli bir sadâ ile çağırıyorsun" diye seslendiği demokrasi yolculuğu, önce 31 Mart ile baltalanacak, sonra kendisini "cem'iyet-i mukaddese" olarak ilân eden İttihat ve Terakki'nin Hürriyet ve İtilaf Fırkası'nı saf dışı bırakmak için çeşitli hile, baskı ve fizikî şiddet sebebiyle tarihe "sopalı seçimler" olarak geçen "1912 Seçimleri"yle derin bir yara alacaktı. Sonrasında hızla çöken bir imparatorluk ve ardından "Cumhuriyet" adı altında mutlak istibdat dönemi...

1912'nin sopalı seçimlerini hatırlatan 1946'daki "açık oy-gizli tasnif"iyle gerçekleştirilen çok partili dönemin ilk seçimleriyle millet iradesinin adeta çalınması, millet nezdinde büyük bir güvensizlikle birlikte ciddi bir nefrete de yol açar. Lâkin ok yaydan çıkmıştır. "Gizli oy-açık sayım"la gerçekleştirilen 14 Mayıs 1950 seçimleri ise demokrasi yolculuğumuzda bir milat oluşturmuş, "Yeter! Söz milletindir!" sloganı adeta hayat bulmuştur. Adnan Menderes liderliğindeki Demokrat Parti büyük bir seçim zaferi kazanmakla kalmamış, "demokratlık ve demokrasi" kavramlarının sosyolojik ve siyasî olarak nasıl bir değişime ve dönüşüme yol açacağını icraatleriyle göstermişlerdir.

1950 seçimleri, toplumsal bir dönüşüm ve değişim arzusunun sonucu olarak tarihî bir değere sahiptir. Zira 1950 seçimleri, tek parti döneminin dayattığı devlet merkezli, din dışı bir modernleşme anlayışını reddetme anlamını da taşımaktadır. Bu seçimler, halka tepeden bakan, milleti "yozlaşmış gayr-ı medenî varlıklar" olarak gören üstenci "şehirli bürokratik elitler"den yönetimi alarak "milletin hakkını millete verme" anlamını taşıyordu. "Yeter! Söz milletindir" sloganıyla milleti arkasına alan Demokrat Parti de, çevreden merkeze doğru yayılan tüm demokratik taleplerin hakkıyla karşılık bulduğu yegâne merkez olarak kendini işaret ediyor ve tarihe de Türkiye'nin demokrasi yolculuğunun Demokrat Parti olmadan tamamlanamayacağı mesajını veriyordu.