Bediüzzaman kimdir

Kimdir Bediüzzaman Yalan tarihin şarlatanlığı ile büyütülmüş şarlatanların şarlatanca iddialarının dediği bir şahıs mıdır, yoksa "üflemekle sönmeyecek hakikat güneşinin" bizlere gösterdiği midir

Her şeyden önce; herkesin sustuğu, pustuğu dönemlerde konuşan, hakikati konuşturan, zalime cehennemi, mazluma ahireti hatırlatan, hakkın sesi olmayı bir erdem olarak bu topraklara miras bırakan bir ses ve soluktur Bediüzzaman.

Ümitsizliğin, geri kalmışlığın, adaletsizliğin, yalan dolanın, haksızlığın, hukuksuzluğun, ırkçılığın, sefahetin, sefaletin, adam sendeciliğin, bananeciliğin, bilumum ahlâksızlıkların, inkârcılığın yaygınlaştırılmak istendiği bir dünyada; ümidin, terakkinin, adaletin, doğruluğun, hak ve hukukun, uhuvvet ve muhabbetin, dayanışmanın, birlik ve beraberliğin, Bir'in ve Hakkın sesi olarak düzenbaz düzenin tekerine çomak sokan dimdik bir duruşun ve sarsılmaz bir imanın adıdır Bediüzzaman.

"Akıl bu yolda gidemez" denilen yollarda at koşturmuş, halledilemez denilen meseleleri halletmiş, "Her suale cevap verilir, fakat sual sorulmaz" tabelasıyla cevapsız kalan soruları cevaplamış, ilmin izzetini her şartta koruyarak makam, mevki ve para tekliflerini reddetmiş, mütevazı duruşu ve hayat tarzıyla şöhretperestliğin kapılarını kapamış, kendi ifadesiyle "bid'atü'z-zaman" lâkabıyla müsemma olmaya lâyık iken, haberi olmadan "Bediüzzaman" ile meşhur olan bîçare"dir Bediüzzaman.

Bilmeyen, bilmediğini de bilmeyen, bilmediğini de bilmeyip bildiğini iddia edip kendini ilim, irfan ve söz sahibi zanneden, bitirdiği okulun tabelasıyla kendini ulema olarak etiketleyen kara cahillerin dünyasında yaşıyoruz.

Buna karşılık, ezberlediği onca kitabı, ilim tahsil ettiği medreseleri, ilzam ettiği zamanın ulemasını, karanlıklar içerisinde debelenen asrın tüm meselelerine çareler sunan devasa külliyatını, Darü'l-Hikmet'teki ünvanlarını ve aldığı Mahreç payesini, kendisine yakıştırılan sıfatları, kendisi hakkında ""Viktor Hugolar, Şekspirler, Dekartlar, edebiyatta ve felsefede Bediüzzaman'ın bir talebesi olabilirler" şeklindeki tespitleri bir kenara bırakarak tüm ömrünü ve tahsilini "mana-i harfî, mana-i ismî, niyet ve nazar" olarak dört kelimeye ve kelâma sığdıran ve bu dört kelimeyle hayatı yeniden anlamlandıran bir âriftir Bediüzzaman.

"Biz hayatın her bir çeşit lezzetini ve keyiflerini tatmak ve tattırmak istiyoruz; bize karışma" diyerek gençliğin imanını çalma rolünü üstlenen ve bu rolü bir hayat tarzı olarak sunan hedonizm çağında; zamanı, hayatı, mekânı ve insanı yeniden tanımlayarak ve yeniden konumlandırarak yaratıcı ile zedelenmiş bağları onaran, Allah ile insan arasındaki bağı yeniden kuran, hastalıklı bir çağda imanı yeniden keşfettiren bir muvahhiddir Bediüzzaman.