Tarih 5 Temmuz 1980...
Günlerden cumartesi. Saat 18.00.
Yer; İslami Hareket Gazetesi'nin bürosu...
Hummalı bir faaliyet ve hareket var; gazetenin 28. sayısının çalışmaları yapılıyor.
Sedat Yenigün, birkaç gündür biriken gazeteleri arşiv için işaretlerken bir taraftan da konuşuyor;
- Gazeteleri ne zaman cilt yaptıracağız
- Herhalde Kasım'da...
- O zamanki çıkaracağımız sayıya bir yazı yazacağım. Üç senenin değerlendirmesini... Nereden nereye geldiğimizi yazacağım.
O sırada gazete bürosuna gelip gidenler oluyor. Konuşmaların konuları farklılaşıyor.
***
Millî Gazete'de uzun süre ses getiren yazılar kaleme alan Sedat Yenigün, İslami Hareket'in daha güçlü ve tesirli olması için bütün gücünü ortaya koyuyor, ayrıca yazar kadrosunu genişletmek için çaba sarf ediyordu.
O akşam yine bu konuya değindi;
- "İslami Hareket'i daha da güçlü bir gazete yapacağız. Kardeşim, ben herkese açığım, ama başkaları bana karşı pazarlıklı, kapalı!"
Gazeteye gelmeden önce başka yerlere de uğramış, bu yolda temaslarını sürdürmüştü. Yakınması onun içindi. Daha sonra:
-Yazılar hazır mı Dosyaya bir bakayım...
-Tamamlanmadı abi... Kendi yazınızı ne zaman hazırlayacaksınız
-Yarın yazacağım. Pazartesi akşam da bir araya gelip son kontrolü yaparız, inşallah!
***
Bu son konuşması oldu Sedat Yenigün'ün...
- "Allahaısmarladık" deyip gazeteden ayrıldı.
Saat 20.10'u gösteriyordu.
Gazeteden çıktıktan sonra yolu üstündeki Emir Buhari Camii'ne uğradı...
Camiden sonra da her zaman gittiği berbere...
Takip edildiğinden habersizdi...
Saat, 20.50 civarıydı...
Berber koltuğunda bir yandan berberle muhabbet ederken kurşunlar bir anda üstüne acımasızca sıkılmaya başladı!
Bir kurşun, bir kurşun daha...
Kurşun sesleri mahallede akşamın alaca karanlığını deldi, geçti...
Ve Sedat Yenigün, berber koltuğuna yığılı kaldı...
***
Akşam haber bültenleri henüz başlıyordu.
Feryatlar, bağrışmalar ve hemen ardından hastaneye...
Sedat Yenigün, yaralı olarak kaldırıldığı Çapa Tıp Fakültesi Hastanesi'nin kapısı önünde, sedyede iken şahadet şerbetini içti.
Gözleri açık, mütebessim çehresi ile...
***
Sedat Yenigün, 7 Temmuz 1980 günü, Topkapı Ahmet Gazi Paşa Camii'nde ikindi namazını müteakip kılınan cenaze namazı ile mukaddes yolculuğuna gözyaşları içinde dualarla, tekbirlerle uğurlandı.
Cenaze namazını, merhum Mahmut Efendi Hazretleri kıldırdı.
O dönem Süleymaniye Camii imam hatibi olan Ali Rıza Demircan hoca da şehitlik ve şehadet üzerine bir konuşma yaptı.
BİR KUTLU GİDİŞE
Erzincan İmam Hatip Lisesi'nde edebiyat öğretmenim merhum Rıfkı Kaymaz özel sohbetlerinde, kendisi gibi edebiyat öğretmeni olan şehit Sedat Yenigün'le olan anı ve hatıralarına büyük yer verirdi.
Kaymaz, "5 Temmuz 1980 günü İslam düşmanlarınca şehit edilen Sedat Yenigün kardeşime" şeklinde ithaf ettiği "Bir Kutlu Gidişe" adlı şiirini de Sedat Yenigün'e adamıştı...
İşte o şiir;
Fatih-Akşemseddin damla damla kan...
Şehadet kapısı açılır birden.
***
Kurşun yarasından dirilen güller
Bir gül bahçesine döner tekbirden.
***
Kurşun, yine kurşun ve ebede yol
Açılır şehadet iklimlerinden.
***
Secde aydınlığı taşıyan bir yüz...
Daha bir nûrani Hakkı zikirden.
***
Kutlu bir gidiştir ebediyete
Şehadet ölümün en güzelinden.
***
Ve Allah yoluna bağışlanan can
Tevhid kanadıyla yükselir yerden
***
Allah... Allahuekber... Tekbir sesleri
Yıkar gönülleri günahtan, kirden.
***
Şehitler diridir ölmezler elbet
Şehadet zinciri döner zikirden.
***
Rableri katında rızıklanırlar
Onlar ki, canlıdır daha diriden.
***
Üç aylar içinde beş temmuz günü
Kıldığı ikindi tutar elinden.
***
Ve Sedat, şehadet kapısın açar
Şehitlik köşküne yükselerekten.
(Rıfkı Kaymaz, 4 Temmuz 1986)
"BEN ONA ŞEHİT OLDUKTAN SONRA TABUTUNDA GÖRDÜĞÜMDE ÂŞIK OLDUM!"
Merhum Sedat Yenigün...

13