Aklın iç kalesi
Kant'tan Homeros'a uzanan klasik düşünceler, akıl kullanmayan insanları olayların akışında sürüklenmeye mahkûm ediyor—peki günümüzde bilgiyle donanmış olmak yeterli mi?
Yazar, 30 yılın geçmişinde yaşanan toplumsal sarsıntıdan hareketle, insanın bilgi ve eleştirel düşünce yoluyla kendi iradesiyle karar verebileceğini ileri sürer. Kant, Seneca ve Homeros gibi klasik düşünürleri alıntılayarak, iyi eğitimin kişiyi gerçekleri algılayacak bir duyarlıkla yetiştirmesi gerektiğini savunur. Ancak bilgiyle donatılmış bir toplum, bir başka soruna yönelmek zorunda mıdır: tarafsız yargılama yeteneği geliştirebilir mi?
Üzerinden 30 yıl geçti. Siyasal ilişkilerde, ekonominin dengesini yitirdiği, eğitimin sarsıntıya uğradığı bir dönemde bizi ayakta tutan iç kalemizin yıkılmaması için aramızda toplumca bir dayanışma kurmaya çalışıyorduk.
O sıralarda kaleme aldığım bir yazıda, bu yıkıntıdan kurtulma yollarını ararken Emanuel Kant'ın gerçeği dile getirdiği görüşleriyle karşılaştım:
"Aklını kendi iradesi yolunda kullanmayanlar, yıkım ortamında kendi yönünü belirleyemeyince, rastgele olayların akışında sürüklenmelere uğrayarak yolunu yordamını şaşırır."
ELEŞTİREL DİLEski bir inli şair, eleştirel bir dille, insanın kendini bilgiyle yeniden yaratabileceğini yansıtan şu dizeleriyle açıklığa kavuşturuyor:
"O ki, biliyor bilmediğini/ Onlar çocuktur, onu eğitin, yetiştirin./ O ki, bilmiyor ama bilmiyor bilmediğini/ Cahildir, ondan uzakça durun./ O ki, biliyor bildiğini/ Belki uykudadır, onu uyandırın./ O ki, biliyor bildiğini de/ Bilge kişidir, onun yolunda gidin."
Senaca yüzyıllar önce bu konuyu kendine yöneltiyor, sorduğunun yanıtını da veriyor:
"İyi nedir Bilgidir. Kötülük nedir Bilgisizlik. Filozofla sanatçı, yerine göre, kimi bilgileri fırlatıp atar kimilerini de seçer alır. Ama attıklarından korkmaz. Seçtiklerine hayran olup kalmaz, yeter ki ulu, yenilmez bir ruhu olsun. 'Senin yenilmene, ezilmene karşıyım' desin."
DÜŞÜNMEKDüşünce üretiminin kaynağıdır bilgi, bilginin kaynağı da kitap. Resim gibi görsel, müzik gibi işitsel algılar, yaratı ürünüdür. İnsan ancak okuyarak, sanatla uğraşarak duygusunu, düşüncesini yaratıcılığa dönüştürebilir.
Duyguyu, "Hiçbir biçimde bir nesnenin tasarımını oluşturmayan şey" diye tanımlıyor Kant. Onun, insanın gözlem-duyumsamaalgılama-kavrama-yorumlaması bu soyutsal yaklaşımının çözülmesinde de karşımıza çıkıyor:
"Evrendeki doğal oluşumlar, insan yaratısı olgular, gerçeği kavramakta ipuçları verebilir. İyi bir eğitim, kişiyi bilgiyle donatıp gerçekleri, olguları algılayacak bir duyarlıkla yetiştirebiliyorsa amacına ulaşmış sayılır."
Kişi, olguları eytişimsel (diyalektik) bir anlayışla kavrayarak böyle bir eğitim anlayışı yaratır.
Montaigne'in sözünü ettiği "iç kale" ancak kişinin, düşüncesini sağlam bir temele oturtulan bir eğitimle gerçekleştireceği kanısındadır:

5