Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi

Türk dünyası olarak; asırlar boyunca farklı coğrafyalarda devletler kurduk, medeniyetler inşa ettik ve dünya tarihinin akışını değiştiren roller üstlendik.

Bugün ise bu ortak miras, Türk Devletleri Teşkilatı ile birlikte; siyasi, ekonomik, teknolojik ve stratejik boyutları olan, ayakları yere sağlam basan güçlü bir iş birliğine kavuşmuştur.

Teşkilatın kuruluş felsefesine baktığımızda, geniş kapsamlı bir stratejik vizyonu ihtiva ettiğini görürüz. 3 Ekim 2009 tarihinde imzalanan Nahçıvan Anlaşması ile temelleri atılan ve 2021 yılında Türk Devletleri Teşkilatı adını alarak kurumsal kimliğini tahkim eden bu yapı; üye ülkeler arasında siyasi dayanışmayı ve karşılıklı güveni güçlendirmeyi, ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirmeyi, bilim, teknoloji, eğitim ve kültür alanlarında ortak imkanlar oluşturmayı temel amaç edindi.

Teşkilatın nihai amacının, Türk dünyasını bölgesel ve küresel ölçekte çok daha etkin, rekabetçi ve söz sahibi bir aktör haline getirmek olduğunu vurgulamamız gerek. Nitekim geçmişten devralınan kardeşlik bağları, söz konusu vizyonun uygulanabilirliğine sağlam bir zemin oluşturuyor.

30 Ekim 2026 tarihinde Ankara'da gerçekleştirilen Türk Devletleri Teşkilatı 13. Zirvesi, bu stratejik yürüyüş bakımından tarihi bir kilometre taşı niteliğindedir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın ev sahipliğinde, "Türk Yüzyılı: Dilde, Fikirde, İşte Birlik" temasıyla düzenlenen zirve, Türk dünyasının ortak geleceğini inşa etme iradesini bir kez daha güçlü bir şekilde teyit etmiştir.

Zirve sonunda kabul edilen ve 163 maddeden oluşan Ankara Bildirisi; ekonomik bütünleşme başta olmak üzere, ulaştırma, enerji ve savunma sanayiinde son derece geniş bir iş birliği perspektifi sunmaktadır.

Tedarik zincirlerinin, enerji arz güvenliğinin, yeni koridor arayışlarının ve bölgesel rekabetin gündemi belirlediği bir çağda Türk devletlerinin eş güdüm içerisinde hareket etmesi, bölgesel ve küresel dengeler açısından kritik bir anlam taşıyor.

Bu noktada ulaştırma koridorlarını özel bir başlık olarak ele almalıyız.

Hazar Geçişli Orta Koridor, Zengezur Koridoru ve Çin-Kırgızistan-Özbekistan Demir Yolu gibi projelerin, coğrafi avantajları doğrudan ekonomik ve ticari bir kazanca dönüştürme potansiyeli taşıdığı yadsınamaz bir gerçektir. Asya ile Avrupa arasındaki ticaretin ana omurgası olabilecek bu hatlar, kuşkusuz ülkeler arasındaki ekonomik entegrasyonu da derinleştirecektir.