NATO Zirvesi Sonuç Bildirisi'ne dair izlenimler

Küresel dengelerin sarsıldığı ve ittifakların yeniden sınandığı bir konjonktürde; Türkiye'nin ev sahipliğinde gerçekleşen 36. NATO Devlet ve Hükumet Başkanları Zirvesi, dünya kamuoyunun gözlerini Ankara'ya çevirdi.

Her alanda ülkemize katma değer kazandıran bu kritik zirve, dünyaya güçlü bir mesaj vermiştir.

Mikro kazanımlarımızı ele alacak olursak; gastronomi, sağlık ve kültür seyahati başta olmak üzere bacasız fabrika olarak nitelediğimiz turizm sektörünün önümüzdeki dönemlerde hızlı bir yükseliş göstereceğine, ulaştırma altyapımızın dünya için referans olma potansiyeli taşıdığı gerçeğinin güçlendiğine ve savunma sanayiindeki ihracat hacmimizin artacağına dair birçok nüansın belirginleştiğini rahatlıkla söyleyebiliriz.

Ancak meselenin özü, bu mikro kazanımların çok daha ötesinde, stratejik bir zihniyet dönüşümünde düğümleniyor. Biraz daha açacak olursak; bu zirve, Batı merkezli güvenlik inşası anlayışının Doğu'ya doğru kaymakta olan ağırlık merkezine Türkiye'nin koyduğu bir denge çabasıydı.

Batı tarafından çoğu zaman "zorlu müttefik" olarak nitelendirilen bir ülkenin, esasen ittifakın en kritik aktörü olduğu gerçeği, Ankara'da somut bir şekilde tescil edildi. Artık her bir küresel aktör, Türkiye'nin jeopolitik konumunu ve askeri kapasitesini hesaba katmadan, Karadeniz'den Kafkaslar'a, Orta Doğu'dan Akdeniz'e uzanan bir hilalde herhangi bir denklem kuramayacağını idrak etmiş durumda.

Bizim için bu zirvenin en stratejik ve tarihi kazanımlarından biri de şüphesiz ki müttefikler arasında uzun süredir gizli ya da açık bir şekilde uygulanan savunma sanayii kısıtlamalarına, örtülü ambargolara karşı elde ettiğimiz mutlak diplomatik zaferdir.

Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın "NATO birbirine bağımlı ülkelerin değil, birbirine güç katan müttefiklerin ittifakı olmalıdır" çıkışı, toplantının ana başlığı olmuştur.

Savunma ticareti engellerinin tamamen ortadan kaldırılması demek; yerli ve milli imkanlarla sıfırdan inşa ettiğimiz, göklerde destan yazan SİHA ve İHA'larımızın, siber savunma sistemlerimizin, füze teknolojilerimizin, kendi mühendislerimizin eseri olan motor projelerimizin ve Türk savunma sanayisinin rüştünü tüm dünyaya kabul ettirmesi demektir.

Öte yandan sonuç bildirisinde geniş yer bulan Orta Doğu, Karadeniz ve küresel enerji koridorlarının güvenliği meselesi, Ankara'nın bölgesel liderlik rolünü tasdik eder mahiyettedir. Özellikle İran'a yönelik yapılan Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğüne saygı duyma çağrısı ve Doğu Akdeniz'den Körfez'e uzanan enerji hatlarının güvence altına alınması vurgusu, Türkiye'nin jeopolitik kilit taşı pozisyonunu tahkim etmiştir.